Blog Action Day kapsamında 15 Ekim günü yani, bugün blogların çoğunda 'Yoksulluk'la ilgili konularda yazılar yazılıp yayınlanacak. Bizim blogumuzda bu gruba dahil.Peki ama yoksulluk nedir?
Yoksulluk, "Toplam kazançların, insan varlığının devamı için gerekli olan yiyeyecek, içecek, barınma, giyim vb. gibi asgari düzeydeki fiziki ihtiyaçların karşılamaya yetmemesidir." şeklinde tanımlanmaktadır. Bir başka tanımlama biçimiyse; "Bireylerin beslenme, barınma, eğitim ve sağlık gibi temel gereksinimlerini karşılayamama veya toplumsal standartların gerisinde kalma ya da yaşamın gerektirdiği imkanlardan yoksun olma durumu." şeklindedir. Her yerde ve her zaman gündemde olan bir konudur aslında. Hemen hemen hergün çevremizde, televizyonlarda, gazete haberlerinde bu konuyla karşı karşıya kalıyoruz. Hatta yoksul olan kişi biz de olabiliriz. Gelir seviyesi yoksulluk seviyesinde ve onun biraz daha altındaysa, insanlar birtakım harcamalarına kısıtlama getirirler, getirmek zorundadırlar. Kimi yemeyi içmeyi azaltır, kimi eğitim masraflarını kısar vs.bir şekilde toplum içinde hayatta kalmaya çalışırlar... Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından geliştirilen 'bir kısım bireylerin insanca yaşam imkanlarına sahip olmamaları' anlamına gelen 'insani yoksulluk' kavramının üç şekilde hesaplandığı söylenmektedir. Bunlar: 1) Yaşam Süresi 2) Eğitim 3) Ekonomik ve Sosyal İmkanlar olarak sıralanmıştır. Yaşam süresinin kısa olması, başka bir deyişle uzun bir yaşama sahip olamama durumu insani yoksulluğun göstergelerinden ilki olarak kabul edilmiş. Eğitim imkanlarından faydalanamama durumu ise insani yoksulluğun ikinci aşaması oluşturmaktaymış. Bunu okuma-yazma bilmeyenlerin oranı şeklinde de ifade edebiliyormuşuz.UNDP'ye göre 3. sırada yer almakta olan ekonomik ve sosyal imkanlar kriteri ise adından anlaşıldığı üzere kişilerin ekonomik ve sosyal imkanlardan yararlanamamaları anlamına gelmektedir. Bunları kısaca açıkladıktan sonra kendimize dönüp bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Biz bu maddelerin arasında neredeyiz, toplum nerede, dünya ne durumda vs... Halimizin içler acısı olduğunu düşünüyorum. Çünkü yoksulluk denen şey, başta açlık demek bana kalırsa. Özellikle gelişmemiş ve az gelişmiş ülkelerde çok sık rastlandığını görmek çok zor olmasa gerek. Tabi bu gelişmiş ülkelerde rastlanmadığı anlamına gelmiyor hiçbir şekilde. İşin en kötü kısmı yoksulluğun artmasıyla toplumlarda sınıflaşmanın oluşması. Kime sorsanız sınıflaşmanın olmasına karşıdır, hak, hukuk, adalet vs. lafları herkesin dilinde. Peki ama bu yoksulluk neden kaynaklanmakta, insanlar neden bölünmekte? Uçurum giderek büyümekte. Zengin, aristokratik, burjuva ya da kendilerini sosyete olarak tanımlayan grupların kendilerini toplumdan bir şekilde ayırmalarında olduğu gibi yoksullukla mücadele etmekte olan insanlar da ihtiyaçlarını karşılayamıyor ve bir süre sonra hayatlarında bir değişmenin olmadığını gördüklerinden olsa gerek bu durumu kabullenip ayrı bir sınıf oluşturuyor, kendilerini toplumdan kısmen ya da tamamen soyutluyorlar. Bu iğrenç bir durum bana kalırsa. Bütün bunların iyileştirilmesi içinse yoksullukla mücadelede toplumun her kesiminin duyarlı davranması gerekiyor. Devletin de yoksulluğun azalması yönünde politikalar izlemesi kaçınılmaz olmalı. İşsizliğin azaltılması, insanların eğitim ve sağlık imkanlarının artırılması vs... Yoksulluk dünya üzerinde var olduğu sürece hırsızlık, gasp, dilencilik (tabi insanların istirmar edilmesi ve bunu meslek olarak benimseyenlerin olduğunu biliyoruz.) ve hatta savaşlar devam edecektir. Yoksulluk sebebiyle nice beyinler köreliyor Doğu'da, Güneydoğu'da ve daha birçok yerde...O yüzden ben öncelikli olarak "Eğitim şart!" diyorum. (Bu fikir tamamen bana ait, doğrusu yanlışı tartışılabilir.) Çünkü eğitimin geliştirilmesi, okuma-yazma oranının artması ya da artırılması aynı zamanda bilimin gelişmesine olanak sağlayacaktır. Bilimsel yönü gelişmiş toplumların ekonomik ve sosyal kalkınmalarının çok daha güçlü olacağını düşünenlerdenim. Ne de olsa ayağımızı yere sağlam basmalıyız. Cahil bir toplum yoksulluğu da kaderi sayıp bunu benimseyecekken, tam tersini oluşturmak tamamen bizim elimizde. -Ütopya mı? -Bilemem. -Belki günlerden bir gün bir 'süperman' çıkıp tüm insanlığı kurtarır. -Çok ironik oldu bu düşünce. -Bence de. -Sana da oluyor mu bilmiyorum ama ben çok yemek yiyemiyorum. Aklıma, hani Afrika'nın bilmem neresinde çekilmiş küçük, kemiklerinin neredeyse tamamının sayılabildiği bir çocuk, arkasında da o küçük çocuğun öldüğünde yenmesi için bekleyen bir akbabanın durduğu trajik olan fotoğraf geliyor. İnsan gözünün önüne o fotoğrafın yüzlercesini, binlercesini ve hatta milyonlarcasını getirdiğinde utanıyor kendinden ve hatta insanlığından. -Evet, haklısın. -Kime ait bilmiyorum, birkaç dize okumuştum, "yoksulluk yokluk, varlıklı olmak zenginlik anlamına gelmez... peki öyleyse yoksulluk nedir yoksulluk?..." diye... Sanırım her şeyi bu birkaç dize açıklıyor...
ABRAXAS'IN DÜNYASINA HOŞ GELDİN!!!
Bir girdin mi dünyama bir daha çıkış yok, tüm kapılar kapalı ardına kadar. Ama korkma ne kelepçelerim var ellerine takacağım ne de prangalarım var ayakların için. Benim bir kalbim var, orada da herkese yer var fazlasıyla, anlayacağın oldukça büyük. Ben sıkıldıkça bir şeyler karalıyorum, aslında bir şeyler yazmak için sıkılmam da gerekmiyor. Evde herkes uyurken içim içimi yiyor adeta, uyuyamıyorum. Ev halkına ayıp olmasın diye yatağıma uzansam da dayanamayıp kalkıyorum. 2 de yatağa mı girdim, 3 de bilin ki kalkıp yazmaya başlamışımdır. Garip bir şahsiyetim ama olsun, alışırsın kolayca. Çok zorlamam seni, ama yok ben istemiyorum ne senin yazılarını, ne blogunu dersen o zaman da kaçışın yok bir yere. Kalbimde yine yerin olur ama hüzünler bölümünde ben kendimi yer dururum, yine gelmedi diye;
Neyse bu kadar duygusallık yeter bana.
İstiyorum ki herkes bir şeyler okusun, yazsın da şu cehaletimiz bir şekilde ortadan kalksın. Toplum olarak rahatlayalım artık. Sadece bloglar için değil sözüm, hiç durmadan bütün gün bloglarda gezinmenin de bir mantığı yok, sen de eline geçen her şeyi oku işte kardeşim! Arada da okuduklarını ya da yazdıklarını paylaş bizlerle.
Benim de genelde yazdığım şeyleri çıkarıp da birilerine gösterecek kadar cesaretli olduğum söylenemez ama sanal ortamda işler değişiyor.
Ben de o an içimden geçenleri ufak bir makine parçasına dolduruyorum...
Ufak mı dedim??? -Pardon... :)))
Bu 'ufak' makine parçası sayesinde blogcu da aksitabraxas linkine tıklayan herkes yazdıklarımı okuyabiliyor.
Sanırım bu şekilde kendimle ve yazılarımla ilgili olarak çok daha büyük bir iş yapmış oldum ve bunu düşünmek bile beni gerçekten mutlu etmeye yetiyor.
Umarım SEVGİLİ OKUYUCU, seni de mutlu edebilme maharetini gösterebilirim.Kendime başarılar dilerken, senin de blogumda iyi vakit geçirmeni dilerim; tekrar DÜNYAMA HOŞ GELDİN!!!!