Sessiz bir gündü, bu belki de ileride kopacak olan fırtınanın habercisiydi ya da tam tersi... Notalarda kaybolmuştu sessizlik.Yoldan geçmekte olan kamyon da yırtmak istercesine sessizliği, olabildiğince gürültülüydü. Pencereler açıktı, kurtulmak ister gibi bu boğucu sessizlikten... Mükemmel yemek kokuları geliyordu insanın burnuna, ancak bu enfes yemek tek başına yenirse ne anlamı kalırdı ki paylaşmanın.Hep beraber yendi yemekler, sofrada sessizlik hakimdi. Paylaşmanın tadına varıldı.(?) Bugün yapılan birçok şeye sessizlik başkanlık ediyordu. Ben sessizdim, sen sessizdin, o sessizdi, biz sessizdik... Sensizlik sessizlik, sessizlik sensizlikti. Sessizliği paylaşıyorduk birlikte. Sadece bakıyor, yapmamız gereken neyse yapıyorduk onu, usulca ve çekinerek. Oysa birlik olunca ne de zevkli bir hale dönüşürdü her şey... Peki bu değişikliğin sebebi neydi? Sessizlik mi, yoksa tam tersi mi? Belki biraz suskun kalmak bu büyük boşluğun çözümü olacaktı... Belki şuan içinde bulunduğumuz bu boşluk çözümün ta kendisi ya da ya da ya da... Bilmiyorum, böyle bir şeyler işte... Kim ne derse desin yorucuydu, üzücüydü, yıpratıcıydı hatta titretici... Neler sığdırılabilir bir güne bir düşünelim: Uyumak, uyanmak, yemek yemek, televizyon seyretmek, gezmek, bilgisayar kullanmak, müzik dinlemek, kitap okumak, spor yapmak, yazı yazmak, oyun oynamak, dans etmek, şarkı söylemek, vs. vs... Üstelik bunların birçoğu aynı anda bile yapılabilir... Ve evet, bir şey daha var; konuşmak. Denir ya, aslında her insan yalnızdır diye. Evet, yalnızdır her insan ama ihtiyacı vardır her daim kendini avutmaya. En değerli varlığı olan zamanını en iyi şekilde kullanmaya... Bütün bunları yapmak -ve hatta daha fazlasını- insana bir nebze olsun unutturur yalnızlığını. Uyumak dedik ya, işte, uyumak ve uyumamak arasındaki o kısa -ya da uzun- süre zarfında insan yalnızlığından istese de kaçamaz. Kalır kendisiyle başbaşa... Bu süreyi değerlendirmekse yalnızca onun elindedir; kimi vaktini iyi değerlendirir, kimi boşa harcar. Ancak her sessizlik bozulur, her ses susar bir anda... Önemli olan sessizliğin bozulması, ya da ona hakim olunması değil; bütün bunların ne zaman, nerde ve ne şekilde gerçekleştiğidir... Bu; dün için de geçerliydi, bugün içinde geçerli, yarın içinde geçerli olacak. Ancak anı yaşamak gerek, o halde bugüne dönelim...Bugün olması gereken olmuyordu. Aslında konuşmalıydı herkes, dinlemeli, anlamalıydı birbirini. Konuşmazsa insan, dinlemek olur muydu hiç? Dinlemek olmazsa anlamak, anlamak olmazsa anlaşmak... Ya da önce anlamak, sonra da dinlemek mi gerekirdi... Kimbilir, belki de ihtiyacımız olan tek şey biraz daha zamandı. Zamanımızdan biraz fedakarlık, bize güzel saatler, günler, aylar sunacaktı... O halde başlamalıydı bir yerden, ben sensizlikten başladım, sessizliği dinlemeye.Sessizlik konuştu, ben dinledim.Doğrusu dinlemeye değerdi...
(yorumuna cvp)
aslında saklamamıştım çok da fazla... hatta göze sokmuştum biraz... ama bazen tutamıyor insan,öyle aşikar ki gerçek... gizlenemiyor birisi bulsun okusun da desen bile...
ama diğerlerini olur da yolun düşer okursan,göreceksin ki(göreceğini biliyorum),asıl oralarda gizli şeyler var... göstermek önemli değil... marifet açıkça gördüğünü sandığın,rahatlıkla anladığını düşündüğüne,en basit kelimelere bir şeyler saklamakta... Bir şey gizli değilse içinde,ne anlamı var ki kelimelerle oynamanın böyle?
Ziyaretin için çok teşekkürler.Çünkü okumasan bir kalem daha eksik kalırdı yazdığım. Hiç bulunmayacak bir zaman kapsülü misali...
ABRAXAS'IN DÜNYASINA HOŞ GELDİN!!!
Bir girdin mi dünyama bir daha çıkış yok, tüm kapılar kapalı ardına kadar. Ama korkma ne kelepçelerim var ellerine takacağım ne de prangalarım var ayakların için. Benim bir kalbim var, orada da herkese yer var fazlasıyla, anlayacağın oldukça büyük. Ben sıkıldıkça bir şeyler karalıyorum, aslında bir şeyler yazmak için sıkılmam da gerekmiyor. Evde herkes uyurken içim içimi yiyor adeta, uyuyamıyorum. Ev halkına ayıp olmasın diye yatağıma uzansam da dayanamayıp kalkıyorum. 2