Anayasa Mahkemesi'nin saçma sapan kararıyla kapatılan youtube, dailymotion gibi sitelerin kapatılmasını protesto etmek amacıyla ben de blogumu birkaç günlüğüne kapatmıştım, sansüre sansür adı altında... Birkaç gün dedim değil mi, emin olun çok zor geçti... Neredeyse siteyi kapattığım gün tekrar açacaktım, çok zor dayandım. Yakında engellenmeyen site kalmazsa şaşırmamak gerekiyor zaten. Aslında çok komik değil mi, herkes fikrini açıkça söyleyebilmeli diyenlerin, demokrasi diye diye ona buna -hatta Atatürk'e, ülkemize- söylemediğini bırakmayanların böyle bir karar alması... Yanlış anlaşılmasın sözüm Anayasa Mahkemesine değil, anlayan anladı zaten ya neyse... Güya laik, demokratik bir ülkede yaşıyoruz. Bütün bunlar artık sadece sözde kaldı bana kalırsa. İnsanları artık anlamakta güçlük çekiyorum. Bir anda kendinden başka kimseyi düşünmeyen ve hatta kendini bile düşünmeyen, neyin ne olduğunu sormayan, sorgulamayan, para için yaşayan, tarihinden bir haber, dilinden bir haber, özenti mi özenti, cahil, saçma sapan bir toplum olup çıkıverdik. Bu yazıyı okuyanlar bile şuan bana kızıyor olabilirler ama bu böyle ve bu bir gerçek kim ne derse desin. Böyle cahil bir toplum olmaya devam ettiğimiz sürece 100. yılını yaşayamayan bir ülke olacağız, çok yazık. Çok düşündürücü, utandırıcı... İnanmak istemiyorum bazı şeylere, bizim toplumumuz iyidir, güzeldir, hoştur ama bence çok saftır. Her söylenene inanır, her dost görünenin peşinden gider. Hep böyle oldu, ama umarım böyle devam etmez... Ne derler 'Bu kervan böyle yürümez.', yürümemeli... Hep söylediğim bir benzetme vardır, bunu sizlerle de paylaşmak istiyorum. Osmanlı Devleti tarihinde meşhur mu meşhur bir Lale Devri vardır, işte bugün ülkemizde yaşananlar da bana Lale Devri'ni hatırlatır hep, Türkiye Cumhuriyeti'nde Lale Devri olmaz mı, sizler gözleriniz kapalı gülüp eğlenirken, bir devir geldi, bir devir geçiyor... Bir an önce uyanmak gerekiyor....
Dipnot: Ekşi Sözlük'te gördüğüm yazıyı da paylaşmadan geçemeyeceğim: devlet tarafindan atanmis bir kurumun internet uzerinde kimin hangi bilgiye ulasip ulasamayacagina karar vermesi insan haklarina aykiridir. web siteleri kullanicilarin istekleri dogrultusunda baglandiklari yerlerdir. kullanicilar isterlerse bir web sitesine baglanmayabilirler. bu gucleri ve imkanlari mevcuttur. bir kullanici bir siteye baglanmak istiyorsa bu onun tercihi ve hakkidir. baglanmak istemiyorsa bu yine onun tercihi ve hakkidir. halkin kendisine hizmet etmesi icin gorevlendirdigi kurumlar hadlerini asip halka neye ulasip ulasmayacagini bilmeyen cahil cuhela muamelesi edemezler. ebeveynlerin cocuklarini sakincali iceriklerden korumasi icin cok sayida bedava ve ucretli yazilim mevcuttur. bu yazilimlar bir web tarayicisini kullanmaktan daha karmasik teknik bilgi gerektirmemektedir. devletin milletini kucuk dusurmesi ve ebleh yerine koymasi yasaktir.
Bize kötü tanıtılan Lale Devri hiç de kötü birşey değildir!
Lale devri bir nevi rönesans devridir aslında. Özellikle sanat alanında önemli gelişmeler olmuştur; hatta yasak olan resim sanatında bile.
Bu topraklarda ilk meclis 1908'de kurulmuştur ve araştırın,kısmen de olsa kadınlara seçme hakkı verilmiştirk ki, dünyada eşi benzeri olan bir olay değildir o zamanlarda...
Demokrasiye gelirsek; demokrasi, 6 ok içinde yoktur.
Türkiye'de samimi bir laiklik asla olmamıştır. Laik bir ülkede diyanet işleri başkanlığının yeri olamaz. Laik bir ülkede din dersi zorunlu olamaz, hele hele o dersin içeriğinin sadece Sünni mezhebinin gelenekleri taşıması asla kabul edilemez.
Laik bir ülkede, camiler ibadethane sayılırken cemevlerinin bu kapsam dışında kalması da, sadece Türkiye gibi ülkelere has bir durumdur.
Ben 32 yaşındayım, sansürün ağa babasını bizzat yaşayarak gördüm...
Cannes'da ödül alan Yılmaz Güney'in Yol'u, bu ülkede ancak Özal döneminde serbest bırakıldı.
1980 darbesi zamanlarında o kadar çok film yasaklandı ki, gazeteyi açıp sinema ilanlarına baktığınızda, filmlerin çoğunda "danıştay kararıyla" ibaresini görürdünüz.
Bu ülkede Das Kapital bile yasak yayın kapsamındaydı!
Bahsettiğiniz mahkeme kararları da siyasi değil adlidir. Bildiğiniz üzere, kuvvetler ayrılığı ilkesi vardır. Türkiye'de uygulanmıyor diyene de gülerim; yargı bağımsız olmasa iktidar partisine kapatma davası açılır mıydı?
Türkiye'yi maalesef bürokrasi yönetir. Benden önce de kitaplar yakıldı, filmler yasaklandı. Ben ilkokuldayken, Aziz Nesin bile "sakıncalı kitaplar" listesindeydi.
Sansür yeni birşey değildir yani...
Bu yazım bir fikir verebilir:http://www.pozitifpc.com/editorblog/toplum/bilimin-dinlesmesi
aksitabraxas:
Söylediklerinizin çoğuna katılıyorum, yalnız iktidar partisine dava açılması olayı çok daha farklı.Ayrıca gerçekten demokrasinin uygulandığı bir ülke olsaydı 11 üyeden 4'ünün vermiş olduğu karar değil 6'sının vermiş olduğu karar uygulanırdı. Bu işler hakikaten yorucu, karmaşık, anlamıyor olabilirim ama benim düşüncem bu yönde.
özgürlük olmalı tabi ki katılıyorum sana ama internet dünyası öyle bir yer ki ...
Bir takım sınırlar da konulmasa Ahlak çerçevesi fazlasıyla genişleyip gidecek...
sevgiyle kal
aksitabraxas:
Ancak ahlaktan bahsetmekle bitmiyor bu iş, insan kendine sınırlama getirebilseydi acaba bu kararı alanlar ya da bu kararın alınmasına sebep olanlar da kendilerini engelleyebilirler miydi?
Yorumunun altında resmen ezildim. Öyle güzel şeyler söylemişsin ki,utandım, boynum büküldü. Çok teşekkür ederim desteğin için. Umarım hep gelirsin dünyama,umarım hiç yorum yazmasan da sırtımı sıvazlayan,devam et diyen hayaletinin varlığını hissettirirsin. Neden mi böyle sevindim? Çünkü kasyalar bir kez daha amacına yaklaştı,güzel bir insanı daha dünyalarına çektiler... Şehr-i Kasya'ya hoşgelidin... (Özel bir mesajlaşma sistemi olmadığı için cevabımı yorum olarak yazdım.Yazınla alakalı olmadığı için okuduktan sonra sil istersen.Görüntü kirliliği için özür dilerim... ) Sevgilerimle...
ABRAXAS'IN DÜNYASINA HOŞ GELDİN!!!
Bir girdin mi dünyama bir daha çıkış yok, tüm kapılar kapalı ardına kadar. Ama korkma ne kelepçelerim var ellerine takacağım ne de prangalarım var ayakların için. Benim bir kalbim var, orada da herkese yer var fazlasıyla, anlayacağın oldukça büyük. Ben sıkıldıkça bir şeyler karalıyorum, aslında bir şeyler yazmak için sıkılmam da gerekmiyor. Evde herkes uyurken içim içimi yiyor adeta, uyuyamıyorum. Ev halkına ayıp olmasın diye yatağıma uzansam da dayanamayıp kalkıyorum. 2 de yatağa mı girdim, 3 de bilin ki kalkıp yazmaya başlamışımdır. Garip bir şahsiyetim ama olsun, alışırsın kolayca. Çok zorlamam seni, ama yok ben istemiyorum ne senin yazılarını, ne blogunu dersen o zaman da kaçışın yok bir yere. Kalbimde yine yerin olur ama hüzünler bölümünde ben kendimi yer dururum, yine gelmedi diye;
Neyse bu kadar duygusallık yeter bana.
İstiyorum ki herkes bir şeyler okusun, yazsın da şu cehaletimiz bir şekilde ortadan kalksın. Toplum olarak rahatlayalım artık. Sadece bloglar için değil sözüm, hiç durmadan bütün gün bloglarda gezinmenin de bir mantığı yok, sen de eline geçen her şeyi oku işte kardeşim! Arada da okuduklarını ya da yazdıklarını paylaş bizlerle.
Benim de genelde yazdığım şeyleri çıkarıp da birilerine gösterecek kadar cesaretli olduğum söylenemez ama sanal ortamda işler değişiyor.
Ben de o an içimden geçenleri ufak bir makine parçasına dolduruyorum...
Ufak mı dedim??? -Pardon... :)))
Bu 'ufak' makine parçası sayesinde blogcu da aksitabraxas linkine tıklayan herkes yazdıklarımı okuyabiliyor.
Sanırım bu şekilde kendimle ve yazılarımla ilgili olarak çok daha büyük bir iş yapmış oldum ve bunu düşünmek bile beni gerçekten mutlu etmeye yetiyor.
Umarım SEVGİLİ OKUYUCU, seni de mutlu edebilme maharetini gösterebilirim.Kendime başarılar dilerken, senin de blogumda iyi vakit geçirmeni dilerim; tekrar DÜNYAMA HOŞ GELDİN!!!!