Efendim okullar açıldı malumunuz, bu sene okulumuz bir ilke imza atarak diğer fakültelerden erken açıldı hatta erken açılmakla da kalmadı sanki arkamızdan altılar kovalarmışçasına diğer birçok üniversiteden de erken kapılarını açtı, eğitime öğretime... Aslında bu belki de iyi olur, zira finallerin temmuza kadar uzaması beni çok rahatsız eden bir durumdu, hiç bütünlemeye kalmış olmasam da bütünlemeye giren arkadaşlarımın temmuzun o bunaltıcı sıcağında sınavlara gitmelerine çok üzülmüştüm, yazın Afrika sıcağını aratmayan o günlerinde biz dışarı çıkmaya bile cesaret edemezken, iş, güç, sınav dolayısıyla yollara düşen insanların hali harap ve bitaptı…Zira 18 temmuzda bile sınava gidenler vardı, korkunç değil mi? Yaz okulunun olduğu okullar hakkındaysa yorum yapmak bile istemiyorum…
Bu sene okulun erken açılmasından dolayı, daha erken bir tarihte de kapanacak… Tabi bu sefer bütünlemelerle birlikte temmuz ayının başına yine dayanacaktır, umarım bütünlemelere girmeme de hiç gerek kalmaz. Kendime acımak istemiyorum çünkü.
Bu sene derslerimiz oldukça ağır, bunu ilk derslerden de görmek, anlamak mümkün. Ancak laboratuvar derslerimiz henüz başlamadığından onların zorluk dereceleri hakkında şuan pek fikir yürütebilecek konumda değilim.
Organik Kimya, dersin Türkçe işlenmesi açısından bir avantaj teşkil etmekle beraber, namını pek sıklıkla duyduğumuz Prof. Dr. Cemil İbiş’den bu dersi almanın ileriki günlerde –bizim adımıza- bir zorluk teşkil edip etmeyeceğini de bizzat yaşayarak göreceğiz. Şimdilik oldukça sessiz sakin günler geçirmekteyiz, zaten hocamız da birinci sırada oturan öğrencinin bile kendisini duymakta zorluk çektiği desibel şiddetinde konuşmakta.
Differential Equations, Türkçe adıyla Diferansiyel Denklemler dersi de bu senenin zor derslerinden birisi, ancak dersimize giren Öğretim Üyesi Emre Güven hocamızı da geçen seneki Mathematics I ve II derslerinden az çok tanıdığımız için bu derse dair en ufak bir korku ya da tereddütü şimdilik içimde barındırmamaktayım.
Prof. Dr. Gülten Atun, Fizikokimya dersimize girdi ama valla ne yalan söyleyeyim dersinde rahatlıkla not alabildiğim tek hocaydı. Bu çok hoşuma gitti.
İlk günden hayatımıza konuşmasıyla hızlı bir giriş yapan Analytical Chemistry (Analitik Kimya) dersinin hocası Prof. Dr. Reşat Apak hakkındaki görüşlerimi de yazmazsam içim hiç mi hiç rahat etmez. Derse girer girmez seri halde İngilizce konuşmaya başladı ama diksiyonun mükemmeliyetini konuşmaktan hocayı dinlemeye pek vakit bulamadık, ardından halimize acıdı mı bilemem ama İngilizce olarak yaptığı uzunca konuşmanın bir benzerini de dersin ilerleyen dakikalarında Türkçe olarak tekrar etti ve bizi tarifsiz bir şekilde bir kez daha büyüledi, TRT spikerlerine taş çıkaran o mükemmel diksiyonuyla… O an dedim, “Tamamdır, olay budur, hoca budur…” Daha sonra dersin üç saat olması neticesinde (Aslında 4 saat ama 1 saati farklı bir hoca tarafından işleniyor.) bir anfiyi doldurmuş olan sınıfın meraklı bakışları arasında yeniden İngilizceye dönerek hızlı bir şekilde başladık ilk konularımızı işlemeye… Bize ilk dersten tolerans tanıyarak İngilizce olarak anlattığı her şeyi Türkçe olarak bir kez daha açıkladı. Ancak inanın, Türkçe not tutmak hiç bu kadar zor olmamıştı, İngilizce hak getire… Kimbilir, belki zamanla alışırım. Her şeye alışıyoruz zaten değil mi? Sonrasındaysa sınıfın ortak kararı sonucunda dersin bundan böyle hem İngilizce hem de zaman zaman Türkçe olarak işlenmesine karar verildi. Böylece biraz rahatlama fırsatı da bulmuş olduk, bu ince anlayışından dolayı da ilk dersten sevgimizi kazandı, ki aslında buna hiç ihtiyacı yok…
Her neyse şimdilik okul izlenimlerim bunlarla sınırlı ama yakında bunlara yenileri eklenecektir. O zaman da bu kadar rahat yazılar yazabilir miyim, bunu bilemiyorum tabi.
Yeni yazılarda görüşmek dileğiyle sevgilerimi sunarım efem!
Tüm yazdıklarınıza katılıyorum zira sizin okulun takvimiyle bizim okulunda akademik takvimiyle hep aynı olurdu fakat siz kurtulmuşsunuz biz yine 6 ekimde ders başı yapacağız bahs ettiğiniz o işkenceler bizim için hala devam edicek yani darısı başımıza ne diyelim :)))
ABRAXAS'IN DÜNYASINA HOŞ GELDİN!!!
Bir girdin mi dünyama bir daha çıkış yok, tüm kapılar kapalı ardına kadar. Ama korkma ne kelepçelerim var ellerine takacağım ne de prangalarım var ayakların için. Benim bir kalbim var, orada da herkese yer var fazlasıyla, anlayacağın oldukça büyük. Ben sıkıldıkça bir şeyler karalıyorum, aslında bir şeyler yazmak için sıkılmam da gerekmiyor. Evde herkes uyurken içim içimi yiyor adeta, uyuyamıyorum. Ev halkına ayıp olmasın diye yatağıma uzansam da dayanamayıp kalkıyorum. 2 de yatağa mı girdim, 3 de bilin ki kalkıp yazmaya başlamışımdır. Garip bir şahsiyetim ama olsun, alışırsın kolayca. Çok zorlamam seni, ama yok ben istemiyorum ne senin yazılarını, ne blogunu dersen o zaman da kaçışın yok bir yere. Kalbimde yine yerin olur ama hüzünler bölümünde ben kendimi yer dururum, yine gelmedi diye;
Neyse bu kadar duygusallık yeter bana.
İstiyorum ki herkes bir şeyler okusun, yazsın da şu cehaletimiz bir şekilde ortadan kalksın. Toplum olarak rahatlayalım artık. Sadece bloglar için değil sözüm, hiç durmadan bütün gün bloglarda gezinmenin de bir mantığı yok, sen de eline geçen her şeyi oku işte kardeşim! Arada da okuduklarını ya da yazdıklarını paylaş bizlerle.
Benim de genelde yazdığım şeyleri çıkarıp da birilerine gösterecek kadar cesaretli olduğum söylenemez ama sanal ortamda işler değişiyor.
Ben de o an içimden geçenleri ufak bir makine parçasına dolduruyorum...
Ufak mı dedim??? -Pardon... :)))
Bu 'ufak' makine parçası sayesinde blogcu da aksitabraxas linkine tıklayan herkes yazdıklarımı okuyabiliyor.
Sanırım bu şekilde kendimle ve yazılarımla ilgili olarak çok daha büyük bir iş yapmış oldum ve bunu düşünmek bile beni gerçekten mutlu etmeye yetiyor.
Umarım SEVGİLİ OKUYUCU, seni de mutlu edebilme maharetini gösterebilirim.Kendime başarılar dilerken, senin de blogumda iyi vakit geçirmeni dilerim; tekrar DÜNYAMA HOŞ GELDİN!!!!