Farkındaydı klişeleşmiş laflarının ve artık istercesine o da artık zamanda yolculuğu 'keşke' demeye başladı, 'keşke 90 yıl önce yaşasaydım.' .Oysa keşke-yle başlayan cümleleri sevmezdi, boş ve anlamsız olarak nitelendirirdi. Artık kaçmaya başlamıştı herkesten, her şeyden... Bugün keşke diyordu, keşke Atamı tanıyabilseydim, onu bir kere olsun görebilseydim... Buğulanıyordu gözleri o anda... Onu tanımak, bir kere de olsa görebilmek... Ne büyük gurur, ne büyük bir ödüldü. Ona acı veren şeylerden kurtulabilmek için, belki de kurtulacağını sandığı için istiyordu, hayal ediyordu durmaksızın, boş bir hayal belki ama adı hayaldi işte...İşin içinden çıkamayınca kederleniyor ve açıyordu eskimiş bir plağı son ses... Plak döndükçe 'keşke' diyordu, keşke bu sesin sahibini tanıyabilseydim, keşke onu bir kere görebilseydim... Neler verilmezdiki bu ses için, tarifi olmayan, emsalsiz, büyüleyici bu sesi canlı dinleyebilmek için. Şarkı çalmaya devam ededursun, bizimki derin düşünceleriyle başbaşaydı... Bazı insanlar gerçekten 'şanslı' doğarlar... Atatürk'ü tanıyanlar -onu sevmeseler bile- gerçekten çok şanslılar... Bu gururu tatmak herkese nasip olmadı, ona da olmamıştı... Ders kitaplarından, belgesellerden vs. tanımaya çalışmıştı onu. Gerçek bir Atatürkçü, gerçek bir vatanseverdi... Gözleri halâ dolu doluydu, elinde gazetesi şehitlerimizin haberlerini okuyordu... Birkaç cümle yazılıydı... Hepsinden geriye kalan yalnızca birkaç cümleydi... Hepsi hayatının baharında, hatta çoğu çocuk denilebilecek yaşta, pırıl pırıl gençlerimiz... Analar babalar yıllarca emek verip büyüttükleri, kendilerinden bile sakındıkları yavrularının cansız bedenleriyle bir başına, gözyaşlarını yüreklerine akıtıyorlardı, sanki hepsi ağız birliği yapmıştı... Hepsinin, herkesin ağzında aynı söz vardı 'Vatan sağ olsun.' Hepsi kararlıydı, hepsi dimdikti. Evlatlarını şehit vermenin gururu vardı üzerlerinde... Vatan korunacaktı.... Onlara böyle öğretmişlerdi, hiçbir çıkar beklemeden koruyacaklardı en değerli hazinelerini. Evlatlar da aynı azim ve kararlılıktaydılar ve bu böyle devam edecekti...Kimileri hayatta kalmayı başaracak, kimileri yüreklere kazınacaktı ve adları 'şehit' olacaktı... Kiminin mezarı bile olmayacaktı ve öyle de olmuştu tarihte... Birtakım insanların hırsları, hain zevkleri için gencecik insanlar kurban gitmiş ve gidecekti de... Ancak şu bir gerçekki Türk Milleti her zaman tarihteki yerini koruyacaktır, dedi ve derin bir iç geçirdi. Atatürkçü olmayabilirsiniz, onu sevmeyebilir, hatta eleştirebilirsiniz. Ancak bu ülkenin ne zor şartlar altında kurulduğunu görmezden gelemezsiniz. Çanakkale'de, Kars'da, Antep'de Maraş'da, Urfa'da, İzmir'de, Eskişehir'de, Sakarya'da, Bursa'da, Erzurum'da, Samsun'da, Hakkari'de, Şırnak'da vs. kısacası; Türkiye'nin her yerinde onbinlerce hatta yüzbinlerce şehit verildiğini ve hala da verilmekte olduğunu görmezlikten gelemezsiniz. Keza gazilerimiz için de aynı şeyler geçerli.Bütün bu insanların bugün huzur içerisinde yaşayabilmemiz için canlarını hiçe saymaları küçük bir olay değil, aksine taktire şayan bir durum. İnsanın canı tatlıdır, insanın parmağına iğne batsa canı yanar... Herkes yaşadığı yerin kıymetini bilmeli. Onlara bu olanakları veren insanlara - sevmeseler bile- saygı göstersinler. Çünkü bunu fazlasıyla hak ediyorlar. Tarihimizi öğrenmek için biraz çaba, dilimize de özen gösterelim. Bizi biz yapan değerlere sırtımızı çevirmeyelim. Tüm Türk Milletinin 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun, nice 86 yıllara. Sevgiler.
canım yorumun için sağol.
yazdıkalrından kabardım birden :)
senin güzel blogunuda yazılarınıda takip ediyordum zaman zaman.
neyse şimdi tekrar geri döndüm.
görüşürz yine bloglarda kib hoşçakal
ABRAXAS'IN DÜNYASINA HOŞ GELDİN!!!
Bir girdin mi dünyama bir daha çıkış yok, tüm kapılar kapalı ardına kadar. Ama korkma ne kelepçelerim var ellerine takacağım ne de prangalarım var ayakların için. Benim bir kalbim var, orada da herkese yer var fazlasıyla, anlayacağın oldukça büyük. Ben sıkıldıkça bir şeyler karalıyorum, aslında bir şeyler yazmak için sıkılmam da gerekmiyor. Evde herkes uyurken içim içimi yiyor adeta, uyuyamıyorum. Ev halkına ayıp olmasın diye yatağıma uzansam da dayanamayıp kalkıyorum. 2 de yatağa mı girdim, 3 de bilin ki kalkıp yazmaya başlamışımdır. Garip bir şahsiyetim ama olsun, alışırsın kolayca. Çok zorlamam seni, ama yok ben istemiyorum ne senin yazılarını, ne blogunu dersen o zaman da kaçışın yok bir yere. Kalbimde yine yerin olur ama hüzünler bölümünde ben kendimi yer dururum, yine gelmedi diye;
Neyse bu kadar duygusallık yeter bana.
İstiyorum ki herkes bir şeyler okusun, yazsın da şu cehaletimiz bir şekilde ortadan kalksın. Toplum olarak rahatlayalım artık. Sadece bloglar için değil sözüm, hiç durmadan bütün gün bloglarda gezinmenin de bir mantığı yok, sen de eline geçen her şeyi oku işte kardeşim! Arada da okuduklarını ya da yazdıklarını paylaş bizlerle.
Benim de genelde yazdığım şeyleri çıkarıp da birilerine gösterecek kadar cesaretli olduğum söylenemez ama sanal ortamda işler değişiyor.
Ben de o an içimden geçenleri ufak bir makine parçasına dolduruyorum...
Ufak mı dedim??? -Pardon... :)))
Bu 'ufak' makine parçası sayesinde blogcu da aksitabraxas linkine tıklayan herkes yazdıklarımı okuyabiliyor.
Sanırım bu şekilde kendimle ve yazılarımla ilgili olarak çok daha büyük bir iş yapmış oldum ve bunu düşünmek bile beni gerçekten mutlu etmeye yetiyor.
Umarım SEVGİLİ OKUYUCU, seni de mutlu edebilme maharetini gösterebilirim.Kendime başarılar dilerken, senin de blogumda iyi vakit geçirmeni dilerim; tekrar DÜNYAMA HOŞ GELDİN!!!!