AbRaXas

7.1.2009 - Büt Büt Atıyor Kalbim...

Kategori: Sevgili Gunluk
Bir şey yazıcaktım ama unuttum ne yazacağımı. Zaten canım sıkkın, finaller başladı. Tam gaz ders çalışıyorum. 7/24 desem kesinlikle ve kesinlikle yanlış olmaz. Ama bu sene garip bir rahatlık var üzerimde. Dersler ağır, sorular zor ama sanki çok mükemmel bir zekaya sahipmişim gibi bütün derslerden geçeceğim edalarındayım. Sonuç ne diye sorarsanız, üç gün içinde olduğumuz üç sınavın ikisinden bütünlemelere kalacağım.  (Zaten üçüncü sınav da ekonomi, yok artık ondan da kalmam, o kadar düşmedik daha. zaten seçmeli ders.)

Hadi analitik neyse, o zaten Allah'ın emri ama diferansiyelden çok umutluydum.
Emre Hocama sesleniyorum buradan:
-Hocam resmen ters köşe yapmışsınız yahuuuu!!!!
---------------
Emre hocam sağolsun bize sınavdan önce sorular verip, sınavda da o sorulardan üç tanesini aynen soracağını söyledi. (Söylemiştiniz hocam!) Bir soru da dışarıdan sorulacaktı ki işin püf noktası bu. O soruyu yapan havada karada geçer zaten sınavı. Herneyse, sınavda sorular dağıtıldığında sorulara önce bir göz gezdirdim. Baktım soruların hiçbirini daha önce görmemişim.
O sırada sınıfta bir uğultu oluyor zaten.
Sorular da ingilizce, okumaya üşeniyorum hocanın sorduğu yorum sorularını nasılsa yorumlayamayacağım için. Daha sonra hiçbir şey yapamayınca diyorum, boş oturmaktansa okuyayım şu soruları. O zaman beynimdeki kısa süreli dalgalanmadan sonra yorum sorusu sandığım şeylerin aslında öyle olmadığını görüyorum ve sevindirik oluyorum.
---------------
Her sınavda yaptığım gibi genelde en iyi bildiğim soru son soru olduğundan yine son sorudan başladım. Amma ve lakin süre 50dk. olunca yetiştirmek mümkün değil, diferansiyelden bahsediyoruz. Bende de bir salaklık var galiba, bir soruyla bir gün uğraştığım da oluyor.
Zaten daha ben 2. soruyu bitirememiştim, hoca 10 dk. kaldı dedi. Bu nasıl hayat, bu nasıl bohem...
Neyse ya yazmayacağım. Moralim bozuldu işte, pofff.
Bir de bugün bir arkadaşım bana bere getirdi, çok tatlı bordomsu bir renk. Annesi örmüş.
Günün en güzel şeyi buydu.
Ha bir de bugün bir arkadaşa fiziko defterimi vermedim. "Sana yok." dedim. İlk defa bunu yapıyorum. Aman banane kardeşim, sınava bir gün kala defter mi istenirmiş. Zaten bizim sınıf da bir garip...
-------------
Yukarıda gördüğünüz fotoğraf da salı günü olduğum Analytical Chemistry dersinde sorulan soruları göstermekte. Hocalarıma sevgiler, saygılar sunuyorum.


Abraxas...
07.01.2009



Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

31.12.2008 - Bugün Bana Araba Çarptı!

Kategori: Sevgili Gunluk
Evet, yanlış görmüyor yanlış okumuyorsunuz. Bugün bana araba çarptı. Kelime oyunu falan da yapmıyorum, altından ne çıkacak diye düşünmenize de gerek yok. Bildiğiniz bizi bir yerden başka bir yere götürme işlevi gören araç çarptı. Verilmiş sadakam varmış, diyorum.
Aslında anlatmaya dünden başlamak istiyorum, çünkü dün bindiğim otobüsün de tekerleği patladı ve rampaya çok yakın, E-5 otoyoluna çıkmak üzereydik. Bu sırada bir ses geldi o sırada da yanımızdan bir kamyon geçiyordu hızlı bir şekilde. Anam, dedim kamyonun lastiği patladı, meğersem patlayan lastik kamyona değil, benim de içinde bulunduğum otobüse aitmiş.
İstanbul'un karlı havasında birer birer otobüsten indik. Zaten o gün okula patır patır gideceğim belli olmuştu.
Gelelim bugüne... Aslında bugün okula gitmek gibi bir niyetim yoktu; ancak organik kimya hocamız ödevlerin en geç çarşamba günü getirilmesini istediği için mecburiyetten okulun yolunu tuttum. Normalde hiç inmediğim durakta sırf fotokopicilere bir an önce gidip hazırlamış olduğum ödeve spiral vs. yaptırmak için indim. Yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm...derken sıra karşıya geçmeye geldi. Tabi arabalar vızır vızır geçtiği için olduğum yerde durup arabaların geçmesini beklemeye başladım... Bu arada ne olduğunu anlamadığım bir biçimde savruldum ve kendimi karla karışık çamurun içinde yatarken buldum. Ne bir acı vardı, ne de bir korku... Şaşkınlık bile yoktu. Hatta ağlamayacaktım ama arabanın çarptığını görünce ağlamalıyım diye düşünüp yaygarayı bastım. Zaten o arada korktum da, canımın acıdığını ve başımın döndüğünü de hissettim. İlk şoku atlatmak bu olsa gerek. Bana çarpmış olan insan yaratığı arabadan inip hastaneye falan götürmeye kalktı. Aferin, takdir ettim. Yanında bir adam daha vardı, su falan aldılar hemen. Ellerim falan görünmüyordu zaten her yerim çamurdu, görünen tek şey çamurdu. Sonra ellerimi falan yıkadılar tabi canım çok yandı; çünkü derim baya soyulmuştu. Yer yer kan toplanmıştı ve davul gibi şişmişti. Arabaya aldılar hemen, hastanelik bir durumum olmadığını söyledim tabi. Daha doğrusu söylemeye çalıştım, çünkü ağlamakla meşguldüm o sırada. Sonra adam dedi "Nereye gidiyordunuz, bırakalım." O sırada birilerini aramam gerekiyor diye düşünüp, telefonuma sarıldım ama kimi arayacağımı bilemedim. Bir süre düşünüp -ki bu düşünmelerim anlık oldu- yurtta kalan arkadaşlarımdan birisini aramam gerektiğine karar verdim ama hiçbir şey hatırlamıyordum. Sonra aklıma gelen ilk ismi aradım, tabi ağlıyorum yine:
Serpil:
-Alo,
Ben:
-Ühühüühüühühüh
Serpil:
-Alo, Derman!
Ben:
-Ühühühühühüühü
Serpil:
-Alo, hihihihihi (Espri yapıyorum sanıyor, beni hiç ağlarken görmemiş olan şahsiyet)
Ben:
-Aloooo, Serpil üüüüüüü
Serpil:
-Derman, ağlıyor musun sen?
Ben:
-Ühühühüüh Serpil bana giyecek bir şeyler ayarlar mısın, geliyorum şimdi!
Serpil:
-Noldu canım ya, kötü bir şey mi oldu?
Ben:
-Ühühüühüh
Serpil:
-Nerdesin, noldu?
Ben:
-Geliyorum bana giyecek bir şeyler ayarla tamam mı? üühühühü
Bana Çarpan İnsan Yaratığı:
-Nereye gideceksiniz?
Ben:
-Kampüsün içindeki yurda, ühühühü
BÇİY:
-Nerden giriyoruz?
Ben:
-Şurdan kampüse girin de bi ühühühü
BÇİY:
-Hmmm tamam, burdan mı nerden gidiyoruz?
Ben:
-Aloo Serpil ya ben bu yurdun yerini unuttum kapıya çıksana bi üüüü
Serpil:
-Tamam, ya noldu?
BÇİY:
-Hastaneye götürmemi ister misiniz? Bir şey var mı?
Ben:
-Yok yok.
BÇİY:
-Ben telefon numaramı bırakayım, bir şey oldu mu ararsın abini!
Ben:
-Yok yok gerek yok.
BÇİY:
-Burası mı?
Ben:
-Bilmiyorum ki.
BÇİY:
(Binadan bir kız çıkar) Arkadaşınız mı?
Ben:
Yok değil.
Hahh tamam....
(Arabadan iniyorum, meraklı bakışlarla arabadan inmemi izleyen Serpil üstümün başımın halini gördüğünde gözlerini fal taşı gibi açıp kalakalıyor.)
Ben:
Serpil şu arabanın plakasını alsana.
(Arkasına dönüp arabanın plakasını alıyor.)
Serpil:
Nasıl ya, noldu? Araba mı çarptı?
......
konuşmalar böyle sürüp giderken Serpil'in odasına çıkıp onun kıyafetlerini giydim. Tertemiz bir çantaya eşyalarımı koydum... Bir süre orada dinlendim. Tabi Serpil de hastaneye gidelim, diyip durdu. Ama başımı falan çarpmadığım için gerek duymadım... Aslında o kadar çok şey olduki devamında, inanın yazarken yoruldum. O yüzden devam edemeyeceğim.
Kötü bir durumla karşılaştığımız zaman her zaman gülme krizine giren ve olayları karikatürize ederek kendini rahatlatan arkadaşım Merve bu olayı da ele aldı. Yandaki çizim kendisine aittir ve olayı özetlemektedir.
Yeni bir yılda daha güzel yazılarla karşınızda olma dileklerimle şimdilik huzurlarınızdan ayrılıyor, sevgilerimi sunuyorum efenim.
Sevgiler.


Abraxas...
31.12.2008





Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

21.12.2008 - Galata_Nimet Abla_Çakıl Taşları

Kategori: Sevgili Gunluk
Gittim bayram harçlıklarımı çatır çatır harcadım. Önce Eminönü'ne gidip kendime üzerine fenolftalein, metil oranj, metil kırmızısı, potasyum permanganat gibi envai çeşit kimyasalın döküldüğü önlüğümün yerine yepyeni, en gıcırından bir önlük aldım. Zaten diğer önlüğümü geçen haftalarda yakmıştım. Nasıl, diye soracak olursanız; bilemiyorum hiç farkında değildim.
Ardından Galata'ya gidip afiyetle balıklarımızı mideye indirdik.
Zengin olacağımı hissettiğimden olsa gerek karnımızı bir güzel doyurduktan sonra soluğu Nimet Abla'da aldık. Ben 4 tane bilet aldım. Hadi hayırlısı. :)
Baya kalabalıktı ama ben, bu tarz kalabalık yerlerde, nasıl yaptığımı kimsenin hatta benim bile anlamadığım bir şekilde, insanların arasından çok çabuk sıyrılıp işimi halledebiliyorum. Yetenek meselesi işte.
Baktık bileti alan herkes gülerek çıkıyor. Baya ilginç geldi. Ben biletleri aldıktan sonra onlar gibi gülerek çıktım mı oradan bilemiyorum. Zaten her şey o kadar kısa sürede oldu ki bu kadarını ben bile tahmin edememiştim. Ne biliyim, kuyrukta sıra beklemeyi falan düşünüyordum, hayallerim suya düştü.  Hiçbir şey anlamadım bu işten.

Can sıkıntısından Kabataş'a ve tabiki Kahve Dünyası'na geçtik. İlk defa damla sakızlı türk kahvesi denedim. Fena değildi tadı ama olsa da içsem diyebileceğim kadar güzel de değildi. Ben bir kahve delisi olarak "İşte budur!" diyebileceğim bir tat denemek istiyorum artık. Yine de Kahve Dünyası bir başkadır. Orada hiçbir şey yapmadan sadece otursam ve etrafı seyretsem bile kendimi mutlu hissediyorum. Garip bir ambiyansı var ve ben bunu seviyorum.

Hesabımızı ödedikten sonra sevgili arkadaşımın çikolata krizi tuttuğundan Kahve Dünyası'nın çakıl taşlarını iki adet poşete doldurmak suretiyle bünyemize kattık daha doğrusu ben yolun ortasında elimde ufak ufak çikolatalarla gezmeyeceğim ve onları yemeyeceğim için kendi payıma düşeni çantamın bir köşesine koydum. Zaten çikolataya da pek meraklı değilimdir.
Daha sonra ayrıldık ve ben güle oynaya Taksim yollarına düştüm. Mesafe kısa olunca hiç zevk alamıyorum açıkçası. Tek güzel olan fenikülerle gitmemdi. Bu da artık monotonlaştığından gitmişim gelmişim hiçbir şey anlamıyorum.
Neyse sonuç olarak Taksim'e gitmiştim ama çok yorulduğumu fark ettim. Bir de saat epey ilerlemişti. O yüzden İstiklal'e falan girmekten vaz geçtim ve otobüse atladığım gibi evin yolunu tuttum.
Günüm çok güzel geçti. Eve geldiğimde de annem bir sürü yemek hazırlamış, sofrayı kurmuş beni bekliyordu. Arman da Taksim'e gitmiş arkadaşlarıyla sinemaya o da geç geldi baya. Yazık canım annem de o kadar uğraşmış, didinmiş ama hiçbir şey yiyemedik. Ben de anneme çakıl taşlarını verdim, mutlu oldu. :)
Buyrum efem, size de blogumuzun tatlı bir ikramı olsun. :)


Sevgiler...

Abraxas...
21.12.2008



Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15.12.2008 - Bir Fizikokimya Laboratuvarı Klasiği Daha...

Kategori: Sevgili Gunluk
Sabah erkenden okula gittim. Fizikokimya laboratuvarımız vardı. Bildiğiniz 'öküz' demeyeceğim zira öküzler çalışkan hayvanlar mıdır bunu bilemiyorum, 'karınca' gibi ya da 'arı' gibi çalışıp laboratuvara girdim. Ne sorsalar bileceğim o durumdayım. Herneyse, hoca geldi.
-Çıkarın kağıtlarınızı,
1) Gay Lussac Deneyini ve Kanunu açıklayınız, denklem ve grafiklerle gösteriniz.
2) Charles-Gay Lussac Kanununda kullanılan sistemde civa yerine herhangi bir sıvı kullanılabilir miydi, açıklayınız.
3) Mutlak sıfırı tanımlayınız....
     İzokoru tanımlayınız.
-Evet, sorular bu kadar.

Başladım harıl harıl yazmaya ama bir yandan da nasıl tırsmış durumdayım. Evet, sorular en dandirik olanlarından ama çalıştığımız föyde Charles Kanunu ya da Gay Lussac Kanunu diye bir ayrım yoktu, aksine ikisi birarada verilmişti. Neyseki ben bu sorulara hazırlıklıydım. Yalnız sınavdan sonra aklıma geldi, bir yerde 'boru' kelimesini kullanmam gerekirken sanırım aceleden 'termometre' yazdım, zira düşünecek kadar vaktim yoktu. Termometre yazıp yazmadığım konusunda şüphelerim olsa da umarım öyle yazmamışımdır, o kadar alakasız olur ki, ben hoca olsam o kağıdı okuma gereği bile duymam. Umarım hoca bu sayfayı okumuyordur.
Gelelim izokora, sınavın en dandik ötesi sorusu olan izokorun yerine nasıl olup da gidip izobarı anlattım buna inanmakta halâ güçlük çekiyorum. Bu hata kabuledilebilir bir hata değil, kendimden çok utanıyorum. Herneyse iki sayfayı doldurduktan sonra kafamı bir kaldırdım yanımdakilerin hiçbirinde kağıt yok. Meğersem hoca almış kağıtlarını, bu durumda benim de kağıdımı vermem şart olduğundan usulca uzattım kağıdı.
Daha sonra sınavını olduğumuz Charles-Gay Lussac Deneyini yapmaya başladık. Hoca deney düzeneğini biraz açıkladı, önemli birkaç bilgiyi de verdikten sonra deney düzeneğiyle bizi başbaşa bıraktı. Zaten ben fizikokimya laboratuvarındaki grubumdan çok memnunum.Beş kişiyiz ama çok iyi anlaşıyoruz. Elemtere fiş kem gözlere şiş, o kadar!
Deneyimizi güzel güzel yaptığımız vakit, hoca bize doğru seslenip "Bu kağıt kimin?" diye sordu. Bilin bakalım kimin?
....
Arkamızı bir döndük, meğersem kağıt benim.
-Benim kağıdım hocam, dedim ve ekledim:
-Aaaa adımı yazmamışım.
En nefret ettiğim durumlardan biridir.Heyhat...
Hemen adımı yazdım.
Aradan on dakika geçti geçmedi, hoca Abraxas gel bakiyim evladım diyerekten beni yanına çağırdı. Ön sayfada hem Gay Lussac'ı hem de Charles'ı açıklamışsın. İki grafiği de çizmişsin. Arkada niye sadece Gay Lussac'ı yazdın o zaman, dedi.
-Hocam valla ben aceleden ne yaptığımı biliyor muyum?
Aslında ben biliyorum bunları da işte dikkat etmedim o an, öyle oldu yani gibi saftirikçe cümleler kurdum.
Hoca da dedi zaten; yazmışsın çok güzel, biliyorsun ama neden yazdığını anlamamıştım, dedi.
Bence hoca ordan puan kırmaz, çünkü ben açıklayınca anladı.Bir de deneyin yapılışını da yazmıştım, meğersem onu yazmaya da gerek yokmuş...
Bir havalar bir havalar, üfff :)

Neyse sonuç olarak kaç aldığımı bilmiyorum. Bu kadar yazıyı da bunun için yazdım. Aslında ben niye bunu anlattım bilmiyorum. Zira yazıya başlarken bugün quiz olduğumuz aklımda bile değildi. Yine yaptım yapacağımı.
Yazıyı sonuna kadar okuyabilme sabrını gösterdiyseniz, çok teşekkürler.
Sevgiler, saygılar efem.

Abraxas...
15.12.2008



Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10.12.2008 - Bugünüm...

Kategori: Sevgili Gunluk

Bugün benim için oldukça yorucu bir gündü. Yıllardır görmediğim halam ve hiç görmediğim bir sürü akrabayı bugün evimizde ağırladık. Kuzenim falan da gelmişti, onları da uzun zamandır görmemiştim.
İstanbul'da kardeşimle 3. senemiz ama henüz evimizi bilen pek fazla eş dost yok. Zaten babamlar da bu bayram İstanbul'a gelmemiş olsalardı, kimbilir ne zaman görüşecektik...
Dün de dayımlar falan gelmişti. Çok ilginç, Ankara'da olsak bu kadar misafir gelmezdi.
Bol fotoğraf çekildik, görmemişler gibi. Sağlığınız açısından fotoğrafları koyamayacağım.
Tam bir aile saadeti. Uzun zamandır bu kadar kalabalık içerisinde bulunmamıştım, tabi okul, arkadaş ortamı vs. hariç.
İşin en zor kısmı bulaşıkları yıkamaktı.Biz evde iki kişi olduğumuz için gün içersinde bulaşık yıkamak pek zorlamıyor. Zaten bu yüzden bulaşık makinemiz de yok. Bunun zorluğunu bugün ciddi anlamda yaşadım. Yemekler yendi; çaylar, kahveler, meyve suları içildi. Bende yapılan her şeyin hemen ardından bulaşıkları yıkadım ki birikmesin, yorulmayayım bir anda dedim. Ayy iyiki öyle yapmışım. Zaten bulaşıklar birikmeden yıkadığım halde belim baya ağrıdı. Ama olsun değdi. Kendimi iyi hissediyorum şuan.
Zaten okuyanlarınız bilir annemin pek sevgili ailesinden yana olan şikayetlerimi. Onlara olan kızgınlığım karşında bugün yine babamın ailesi çıktı karşıma.
Onları seviyorum. Gerçi halamla hiç konuşmadım, Türkçe bilmediği için.
Dil, din, ırk vs. bunlar gerçekten engel değil insanların birbirlerini sevmeleri için. Bunu bugün bir kez daha anladım. Halamın o sapsarı saçları bile masmavi gözleri gibi parladı durdu karşımda.
Kimbilir bir daha ne zaman göreceğim ama olsun bugün kendimi hakikaten uzun zamandır hissetmediğim kadar iyi hissetmemi sağladıkları için onlara ne kadar teşekkür etsem de azdır.
Sevgi, dostluk, iyilik, mutluluk, zaman... son zamanlarda sadece benim değil aslında hepimizin fazlasıyla ihtiyaç duyduğumuz kavramlar. Bütün bunlara açız adeta. Bayramlar da bunlara vesile oluyor aslında, bu günlerde insanlar kendilerini mutlu olmaya odaklıyorlar belki de, bilemiyorum.
Herneyse işin bilimsel taraflarını burada tartışmayacağız. Zira ben yoruldum bu işlerden. Hatta şuan bu cümleyi yazdığım sırada bile strese girdiğimi söyleyebilirim. Vicdan azabı çekiyorum, gözümün önünde asetilen molekülleri, ya da ne bileyim bir çeşit asit baz titrasyonu canlanıyor... Ay cidden stres verici. Ölümüm bunların elinden olacak...
Bakın, bayram günü ağzıma aldığım kelimelere, gerçi bu işler bayram falan tanımıyor ama...
Uzatmadan sevgiler diyip kaçayım yoksa konu gereksiz bir yere taşınıyor...


Abraxas
10.12.2008

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Ben Kimim,Neredeyim,Nereye Gidiyorum???

ABRAXAS'IN DÜNYASINA HOŞ GELDİN!!! Bir girdin mi dünyama bir daha çıkış yok, tüm kapılar kapalı ardına kadar. Ama korkma ne kelepçelerim var ellerine takacağım ne de prangalarım var ayakların için. Benim bir kalbim var, orada da herkese yer var fazlasıyla, anlayacağın oldukça büyük. Ben sıkıldıkça bir şeyler karalıyorum, aslında bir şeyler yazmak için sıkılmam da gerekmiyor. Evde herkes uyurken içim içimi yiyor adeta, uyuyamıyorum. Ev halkına ayıp olmasın diye yatağıma uzansam da dayanamayıp kalkıyorum. 2

Sıkıntı Mahsulleri

Saçmalıklar Silsilesi
İngiltere'nin Yeni Yıldızı_Susan Boyle
Suyun Ticarileştirilmesine Hayır!
Mustafa Balbay Tutuklanmış!
Türkiye'de Blog Yazarlığı Araştırması
OLASILIK_SIZ
Hayatımdaki "i ve k"lar
Eurovision Şarkı Yarışması (ESC)
Büt Büt Atıyor Kalbim...
Bugün Bana Araba Çarptı!
Özür Dilemiyoruz Biz!
Galata_Nimet Abla_Çakıl Taşları
İ nokta Melih Gökçek_Kemal Kılıçdaroğlu Sözde Düellosu
Bir Fizikokimya Laboratuvarı Klasiği Daha...
Bugünüm...
İnsan Köpek, Köpek İnsan?
Bir Kurban Bayramı Daha ve Yine Aynı Rezil Kareler...
Bayram Tatili ve Faydaları
Tü, Kaka...Kötü Kadın, Cadaloz!!!
İçsel...Beynim Dilute Oldu!
Kafanızı Yastığa Koyduğunuzda Hemen Uyur musunuz?
Çocuk İstismarına Hayır!
Can Dündar ve Mustafa
Cumhuriyetimizin 85. Yılı...
Blogger.com'a Erişim Engellendi!

View my page on Turk Blog Yazarlari

Bizim Mahalle

derin

sweetgirl

baykelebek

darkangel

bibis

merwww

nero

haydemir

lebiderya

ssiyah

kin

deron

yagmurlagelen

serseriasik1989

maisiyah

bizimada

minare

gökhan kaplan

1sessizgemi3

romantikmeyhane

bennns

sevgigezegeni

kayipdusler

sokakkizi

lublaj

sakacikiz

yuksektopuklar

kahvegibi

opopop

bonitaaa

genetikvebilim

sadnessstation

huysuzundunyasi

femoooooo

googleilekazan

merhoshh

banamidedin

kendiyazilarim


Visit Binnur Kaya Fan Sitesi
Personal Blogs - Blog Catalog Blog Directory
Add to Technorati Favorites Technorati Profile