AbRaXas

11.9.2008 - Mısır'ın Dördüncü Piramiti

Kategori: Müzik Kutusu

MISIR'IN DÖRDÜNCÜ PİRAMİTİ

 

Bugün sizin için uzun bir yazı hazırladım ancak beğeneceğinizi ve merakla okuyacağınızı ümit ediyorum. Eminim şuan içinizden Mısır’da yalnızca üç piramit var diye geçiriyorsunuzdur ama bugün bütün gerçekleri önünüze sereceğim, çünkü yıllardır görülmeyen, görünmesi istenmeyen bir gerçeği açıklamaya karar verdim. Neden bugün? Daha önce olmaz mıydı?

Olurdu elbet, ama ben bugün yazmak istedim…Anlayacağınız tamamen tercih meselesi. Aslında geç bile kaldım, biliyorum ama yazmaya cesaret edemedim. Çünkü önemli ve çok değerli olan bir konu bu benim için…

Mısır’ın dördüncü piramiti bir kadın. O gerçekten Arap dünyasına damgasını vurmuş küçük ama çok büyük bir kadın… Kimdir bu kadın, bugün dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım.

O kadın…Ümmü Gülsüm, diğer dillerde de Om Kalthoum, Oum Kalsoum ve Umm Kolthoum gibi isimler almaktadır. Mısır’lı olduğunu söylememe gerek yok sanırım.Arap dünyası onu; “seslerin en güzeli,  Nil’in ölmeyen sesi seslerin ölmeyen Nil’i, Arap dünyasının primadonnası, umm ul huzuun (hüzünlerin anası), qawqab al shark (Şark Yıldızı), delta bülbülü” , bu yazıya da başlık olan  “Mısır’ın dördüncü piramiti” ve “as sett (hanım)” gibi isimlerle onure etmiştir. Ümmü Gülsüm, döneminde tüm Arap dünyasına damgasını vurmuş tek kadındır.  Öncelikle Ümmü Gülsüm’ün hayat hikayesini anlatmak istiyorum, daha sonra da sanatçı kişiliğinden bahsedeceğim.

Ümmü Gülsüm yoksul bir ailenin son çocuğu olarak Mısır’ın Nil deltasındaki Dakhaliye eyaletinde Sinbillaveyn’in bir köyünde sazdan evlerden oluşan Tammay el Zahayrah’ta dünyaya geldi. Doğum tarihi kesin bilinmemekle birlikte 31 Aralık 1898 ve 31 Aralık 1904 arasında olduğu tahmin edilmektedir. Bazı kaynaklarda doğum tarihinin 4 Mayıs 1904 olduğu yazılıdır. Ümmü gülsüm çok küçük yaşta olağandışı yeteneğini gösterdi ve imam olan babası Şeyh İbrahim el Seyid el Baltacı (öl.1932) ona, yüksek sesle okuması için Kuran öğretti. Kuran eğitimine başladığında henüz beş yaşındaydı. Kuran’ın tamamını ezbere okuyabiliyordu. 12 yaşına geldiği zaman ise babası tarafından üzerine erkek giysileri giydirilerek komşularına ve yakın köylere, özellikle Ramazan gecelerinde götürülerek ilahiler, kasideler ve Kuran okutulurdu. Erkek giysileri giydirilirdi, çünkü o dönemde küçük kızların şarkı söylemeleri günah olarak kabul edilirdi. Ancak çok kısa sürede o büyüleyici sesi, bütün deltaya yayılmaya başladı. 16 yaşındayken Abol Ela Mohamed ve onu Kahire’ya davet eden udist Zakarriya Ahmad tarafından keşfedildi. Bu daveti kabul etmek için 1923 yılına kadar bekledi. Mısır tarihine 20. yüzyıl ortalarına kadar damgasını vuran Hidivler sülalesinden Kral Fuad ve onun üzerinde bir güç olan İngilizler’in yönetimi sırasında, Gülsüm’ün ailesi, sesini beğenenlerin israrlı önerileriyle 1923 yılında Kahire’ye taşındı. Burada ona nasıl ud çalınması gerekiğini öğreten Amin Beh Al Mahdy’nin evine çeşitli vesilelerle davet edildi. Oralarda şarkılar söylemeye başladı. Fakir dünyasından farklı, çok zengin bir ortama girmişti ve oradaki insanların bazılarıyla da yakınlaşmıştı. Amin Beh Al Mahdy’nin oğlu Rawyeha Al Mahdi de onun en yakın arkadaşı olmuştu.

Amin Al Mahdy, onun kültürel çevrelere tanıtılması gerektiğini düşünüyordu. Ancak repertuarı babasının öğretmiş olduğu, yalnızca kendi yöresine ait olan şarkılar ve ilahilerden oluşuyordu ve iki ya da dört kişilik erkek vokal grubu eşliğinde okunan şarkılardı.

 

Kariyerinin bu noktasında Ahmad Rami adında ünlü bir şairle tanıştırıldı ve dersler almaya başladı, çünkü Mısır bilindiği üzere Arapça’nın en düzgün kullanıldığı yerdir ve halkın konuştuğu Arapça ile Klasik Arap müziğinde kullanılan ‘Fasih Arapça’ arasında farklılıklar vardır. :Şiir ve Fasih Arapça dersleri için götürüldüğü Ahmad Rami’nin onun için yazdığı yaklaşık yüz otuz yedi şarkıyı da daha sonraları seslendirecekti…                                              

Ümmü Gülsüm, bu dönemde özellikle kasideler ya da tawashih’ler okudu. Ancak 1926’dan sonra aşk şarkıları okumaya ve 1928 yılına gelindiğinde ise artık Kahire’nin en başarılı icracıları arasında ilk sırada sayılmaya başladı. Sanatçı, 1920’li ve 1930’lu yıllarda taş plak kayıtlarıyla sesini duyurdu. Ancak tüm Ortadoğu’da tanınması, Mısır Radyosu’nun 1934 yılında kurularak, onun şarkılarına yer vermesi ile oldu.

Ümmü Gülsüm 1937 yılında konserlerini canlı yayınlamaları konusunda radyo ile anlaşma yaptı. Sanatçı böylece, çoğunluğu kendisini hiçbir zaman görmeyen ve görmeyi hayal bile edemeyecek kadar yoksul ya da Mısır’dan uzaklarda milyonlarca kişilik dinleyici kitlesine bir anda ulaşmaya başladı. Öte yandan halk tarafından da anlaşılabilen gündelik Arapça’yı edebi Arapça’nın yerine kullanarak okumaya cesaret ettiği şarkıları, fakir halk tabakaları içinde Ümmü Gülsüm’e olan hayranlığı, saygıyı ve sevgiyi yüceltti.

Bu arada Ahmad Rami onu Fransız eserleriyle de tanıştırdı. Bunun yanında ünlü virtüöz ve besteci Muhammed el Kasabcı (1892-1966) ile tanıştırıldı ve onun da daha sonra yaklaşık yetmiş iki bestesini seslendirdi. Toplumdaki ilk gerçek başarısını Muhammed el Kasabcı sayesinde deneyimledi. 1932 yılında şöhreti, büyük bir Ortadoğu turuna başlamasıyla artmaya başladı ve Şam, Bağdat, Beyrut ve Trablusgarp gibi şehirleri gezdi.

 

1935 yılında ise Mısır film piyasasına girdi ve aralarında Muhammed Abdülvahab’ın da bulunduğu çeşitli sanatçılarla şarkılar okuduğu toplam altı film çevirdi. Bu sayede de daha geniş halk kitlelerine ulaşmayı başardı. Bu arada Gülsüm’ün filmlerinin de aralarında olduğu birçok Mısır yapımı film II. Dünya Savaşı yıllarında tüm Ortadoğu ve Türkiye’de gösterilerek büyük beğeni kazandı. Şüphesiz Ümmü Gülsüm, Leyla Murad, Muhammed Abdülvahab, Ferid el Atrash gibi ünlü şarkıcıların filmlerinin normal olarak Arapça şarkılarla dolu olması Türkiye’de tek parti yönetimini rahatsız etti. Bir süre sonra Arapça sözlü şarkılara sinemalarda yasaklar getirildi. Öyle ki, dönemin CHP genel sekreterliği bu Arapça şarkılı filmlerin özellikle Arap kültürü etkisindeki Adana ve Mersin gibi kentlerde rağbet gördüğü, Türk diline darbe vurduğu gerekçesiyle filmlerin Arapça gösteriminin yasaklanmasına ilişkin İçişleri Bakanlığı’na yazı gönderdi. Ümmü Gülsüm yasaklanmıştı… Ümmü Gülsüm’ün Türkiye’de yasaklanmasına çok üzüldüğü de çeşitli kaynaklarda dile getirilmiştir.

Ümmü Gülsüm II.Dünya Savaşı yıllarında da tüm Ortadoğu’yu büyülemeye devam etti. Bu yıllar, özellikle şair Bayram el Tunusi’nin şiirlerini ve besteci Zekeriya Ahmed’in (Zakarriya Ahmad) bestelerini seslendirerek herkesi büyülediği, sonradan “Ümmü Gülsüm’ün altın çağı” olarak adlandırılabilecek dönemdi. Zekeriya Ahmed’e ait otuz besteyi 1931-1960 arasında seslendirdi.

1935-1972 yılları arasında da Mısır’ın en önemli bestecilerinden olan Riyad el Sonbati’nin seksen dokuz bestesini seslendirdi. Bu şarkıların sözlerinin çoğunluğu ise şair Ahmed Rami ve Ahmed Şevki’ye aitti.

1937 yılında sağlık sorunları nedeniyle Vichy’e gitti, 1946 yılında ise fotoğrafta da belirgin şekilde görüldüğü üzere guatr sorunları nedeniyle depresyona varacak kadar ümitsizliğe düştüğü hatta sahnelere veda etmeyi düşündüğü ağır bir rahatsızlık geçirdi.Sorunları bunlarla da bitmedi ve 1947′de birlikte yaşadığı annesini, ardından, kendisi Amerika’dayken erkek kardeşini kaybetti… Ancak halk ne olursa olsun onu dinlemek istiyordu, belki de onların sevgisi sayesinde sahnede kalmayı başardı.

 

Öte yandan Radyo yayınları, Ümmü Gülsüm’ün ününe ün katan, şüphesiz onu geniş halk kitlelerine ulaştıran bir aracı oldu. Sanatçının 1937′den başlayarak yıllarca her ayın ilk Perşembe gecesi Kahire Radyosu tarafından canlı olarak yayınlanan konserleri bir anda Kahire, Beyrut, Şam, Riyad ya da Bağdat, Kazablanka gibi başkentlerin sokaklarını boşaltır, herkes bu etkileyici sesin lezzetine varabilmenin mutluluğuna ulaşmak için evlerine ya da sokak aralarında komşularıyla birlikte dinleyebildikleri radyolarının yanına koşardı. Konser günlerinde Arap ülkelerinde liderler demeç verecekse ya da önemli bir duyuru yapılacaksa Ümmü Gülsüm’ün konserinden hemen öncesi bunun için tamamen en uygun andı. Bu konserler sırasında diğer Arap ülkeleri radyolarında bir lider tarafından konuşma yapmaksa, aynı konuşmayı kimse dinlemediği için başka bir gün yinelemeyi gerektiren bir uğraştan başka bir şey değildi. Türkiye’de de o yıllarda birçok evde Ümmü Gülsüm zevkle dinlenirdi.

Ümmü Gülsüm, ünü arttıkça Mısır aristokrasisinin en üst tabakasıyla tanışmaya ve arkadaşlıklar kurmaya başladı. Kral Faruk yönetiminde rejimin simgesi ve Mısır’ın dördüncü piramidi olarak kabul edildi. Bu arada kralın amcalarından biri olan Şerif Sabri Paşa 1946′da kendisiyle evlenmek istedi, ancak sanatsal başarısı ne olursa olsun bir Nil köylüsünü kendilerine asla denk görmeyen kraliyet ailesi, bu evliliğe şiddetle karşı çıktı. Dönemin Mısır aristokrasisi de bu evliliğe sıcak bakmadı. Ancak tüm bunlarda Şerif Sabri Paşa ile evlenme konusunda istekli olan Ümmü Gülsüm büyük bir hayal kırıklığı ve üzüntü yaşadı.Tıbbi sorunlarının arttığı, aşk hayatındaki hayal kırıklığı yüzünden duygusal olarak çöküntü yaşadığı bu dönemde Gülsüm, bestekar ve udi Mahmut Şerif’le evlenmeyi kabul etti. Ancak hem Ümmü Gülsüm hem de Mahmut Şerif tarafından bir hata olarak nitelendirilen üstelik hayranları tarafından da katıca eleştirilen bu evlilik, ancak birkaç gün sürdü.

1948 yılında İsrail'in kurulmasıyla Mısır kendini bir anda savaşın  içinde bulur. Savaşı Mısır’ın kazanacağından emin olan Ümmü Gülsüm, Mısır’ın İsrail’e karşı savaşta hezimete uğraması vatanseverliği ile bilinen sanatçıyı derinden yaraladı. Bu beklenmedik ve utanç verici olarak nitelenen yenilgi halkı büyük hayal kırıklığına uğratır. Ayrıca askerler de ülkenin iyi yönetilmediği fikrini benimsemeye başlar. Bu dönemde İsrail’le yapılan savaş için Ümmü Gülsüm’ün okuduğu milliyetçi şarkılar ona halk içinde büyük saygınlık kazandırmıştır. 23 Temmuz 1952’de General Necip ve Albay Cemal Abdülnasır tarafından Mısır’da Kral Faruk yönetimine karşı darbe yapılır ve bunun üzerine Kral Faruk ülkeyi terk ederek Avrupa’ya yerleşir. Bu dönemde eski yönetimden kalan her şey yok edilmeye başlanır. Eski yönetimin simgelerinden biri olan Ümmü Gülsüm’ün radyo yayınlarına da yasak getirilir. Bunun üzerine Gülsüm, Mısırlı bir gazeteciyi telefonla arayarak olayı büyük bir üzüntüyle haber verir. Bu gazeteci, derhal Kahire’ye devrim konseyinin karargahına giderek Andünnasır’la konuyu görüşür. Kendisi bir Ümmü Gülsüm hayranı olan ve Kral Faruk zamanındaki tüm konserlerini dinleyen Albay Abdünnasır, gazeteciye bu olaydan haberi olmadığını hayretle söyleyerek sorumlu kişiyi çağırır. Ona “…Ümmü Gülsüm’ün radyo konserlerini yasakladık mı?..” diye sorar. Adam söylediği sözlere gayet inanarak “…Yasakladık efendim, çünkü o eski rejimin simgesiydi…” der, küplere binen Abdünnasır “Peki o zaman Nil’i de kuruttunuz mu, piramitleri de yıktınız mı?! Onlar da eski rejimin simgeleri değil miydi? Hemen bu durumu düzeltin!!” diye emreder.  Böylece yeni devrimle Ümmü Gülsüm adeta bütünleşirler. Sanatçı gerçek bir yurtseverdir ve şarkılarıyla devrimi taçlandırır. O dönemde tüm Arap dünyasında en iyi tanınan iki isim Abdülnasır ve Ümmü Gülsüm’dür. Bu iki kişinin arasında da saygın bir dostluk oluşur.

Sanatçı 1954′de, evliliğiyle ilgili başından geçen üzücü olaylardan sonra şair Ahmed Rami’nin kendisiyle tanıştırdığı Dr. Hasan el Hifnavi ile evlenir. Dr. Hifnavi, kendisi gibi Nil Deltası’ndaki köylerden birindendir. En az Ümmü Gülsüm kadar tutucu bir çevrede yetişerek, 1940′da bitirdiği okulundan sonra dönemin en tanınmış deri uzmanlarından biri olur. Bu evlilik Gülsüm’ün, Mahmut Şerif’le yaptığı evliliğin aksine halk tarafından da kabul görür. Ancak çiftin çocukları olmaz.

Ümmü Gülsüm 1955′ten başlayarak dönemine uygun aşk şarkılarını ününe ün katacak şekilde büyük bir başarıyla seslendirir. 1957′den başlayarak 1973′e kadar Mısırlı besteci Beliğ Hamdi’nin eserlerinden de okur.

Muhammed Abdülvahab (1907-1988) ve Ümmü Gülsüm 1920′lerde Kahire’de tanışır. Abdülvahab, Klasik Arap Müziği’ne getirdiği pekçok yenilikle modern Arap müziğinin kurucusu kabul edilir. Kralların ve prenseslerin şarkıcısı olarak ünlenen Abdülvahab’ın 1964 yılında bestelediği sözleri Ahmet Şefik Kamil’e ait “Inta Omri(Sen Benim Ömrümsün)” Ümmü Gülsüm’ün seslendirdiği bugün bile en çok sevilen şarkılarındandır. O kadar ki “Inta Omri” için Mısır’da “tüm zamanların en iyisi” diyenler vardır. Şarkının etkileyici giriş bölümü Türkiye’de arabesk müzikte kullanılır. Neşe Karaböcek bu şarkıyı okur. Son olarak 2004′de Yonca Evcimik “Aşkım” adıyla sözlerini kendisinin yazdığı bir şarkıda bu besteyi kullanır.

Abdülvahab, 1964′den sonraki yıllarda da Gülsüm’ün okuyarak milyonları büyüleyeceği şarkılar besteler. Ayrıca rahmetli Yıldırım Gürses “Bir Garip Yolcuyum Hayat Yolunda” adlı çalışmasında Ümmü Gülsüm’ün seslendirdiği ve bestekar Riyad Al-Sonbati’nin Aqbal Al Layl (gecenin getirdikleri) adlı eserinin ara nağmesini kullanır.

Araplar için trajik bir sonla biten 1967 Arap-İsrail savaşının ardından Ümmü Gülsüm yenilgiye uğrayan ülkesinin kırılan onurunu yeniden güçlendirmek ve ülkesine yardım toplamak amacıyla Arap ülkelerini kapsayan yardım kampanyası için turneye çıkar. Kuveyt, Sudan, Tunus, Fas, Lübnan gibi ülkelre gider. Mısır hükümeti için kazanç dolu bu gezilerde Arap liderlerle görüşerek ülkesi için elinden geleni yapar.

Ayrıca Paris Olympia Konser Salonu’nda 1967 yılında konser verir. Bu da onun Arap ülkeleri dışında verdiği ilk ve tek konser olur. Bildiğim kadarıyla Paris Olympia Konser Salonunda verdiği konser yaklaşık altı saat sürmüştür ve orada verilen en uzun konserdir. Ondan sonraki sırada ise Edith Piaf bulunmaktadır, beş saat süren bir konserle...

Yükselen Arap milliyetçiliğinin de etkisiyle Libya’da 1969′da Muammer Kaddafi ve Abdüsselam Callud liderliğinde Türk dostu Senusi ailesinden, Libya Kralı İdris es Senusi’yi devirmek için bir devrim planlanır. Devrimin tüm şartları 21 Mart’ta hazırken aynı gün Bingazi’ye gelip konser verecek olan Gülsüm yüzünden Libya devrimi uygun şartlar yeniden değerlendirilerek tam beş ay ertelenir . O gece hem devrimciler hem de kraliyet ailesi üyeleri Ümmü Gülsüm’ü dinlemek üzere Bingazi’deki konser salonunda yerlerini alır. Devrimciler o gece devrimi değil ülkelerini onurlandıran qawqab ash shark’ı dinlemeyi isterler. En azından şimdilik…

Ümmü Gülsüm’ün sağlığı yaşlandıkça dramatik bir şekilde bozulmaya başlar ve eski rahatsızlıkları yeniden ortaya çıkar. Sanatçı, 1972 yılının Aralık ayındaki ilk konseri sırasında bayılacağını hisseder ve bu, sanatçının verdiği en son konser olur. Ancak sağlık sorunlarına rağmen hep bir ümitle bir daha sahneye çıkacağını düşünerek ileriye dönük çeşitli planlar yapar.

 

Sözlerini Muhammed Abdülvahab’ın yazdığı Beliğ Hamdi tarafından bestelenen “hakam aleyna al hawa” şarkısını 1973 yılı baharında konser salonunda okumak ister. Ancak sağlığı buna izin vermez. 13 Mart 1972 tarihinde bu besteyi seslendirmek için kayıt stüdyosuna gider ancak ayakta duramayacak kadar güçsüz olduğundan bir sandalyeye oturur. Kayıt tam on iki saat sürer bunun ardından da şarkının ilk kez okunacağı konser iptal edilir. Bu nedenle “hakam aleyna al hawa” hiçbir zaman seyirci önünde canlı olarak okunamaz.

Ümmü Gülsüm’ün Kahire’de Düzenlenen Cenaze Törenine Yaklaşık 4.5 milyon kişi katılır! Sanatçı, 21 Ocak 1975’de, ölümüne yol açacak olan böbrek rahatsızlığına yakalanır ve hastaneye gitmek istemez çevresindekilere ‘hastaneye gidersem öleceğim.’ der. Hastalığı hakkında Al Ahram gazetesi günlük bültenler yayınlar, Ulusal Suriye Radyosu hastaneden kurduğu telefon bağlantısıyla sanatçının hastalığıyla ilgili gelişmeleri dinleyicilerine duyurur. Kahire’nin Zamalik semtindeki evinin önü sağlığı hakkında bilgi almak isteyen sevenlerince doldurulur. 4 Şubat 1975 günü Mısır radyolarından aralıksız Kuran-ı kerim okunarak Ümmü Gülsüm’ün kalp yetmezliği nedeniyle vefatı dünyaya duyurulur. Arapların sevgilisi, seslerin en güzeli hayata veda eder.

Cenazesine katılmak için, yalnızca Mısır’dan değil birçok ülkeden liderler, bakanlar, şairler, yazarlar Kahire’ye akın etti. Cenazesi Kahire caddelerinin o zamana kadar gördüğü en büyük kalabalıkla uğurlanır.Tabutu eller üzerinde, gözyaşları ve “güle güle her zaman seveceğimiz şarkıcımız” sesleriyle, gözyaşları arasında, hayattayken çok sevdiği El Seyid Hüseyin Camisi’ne götürüldü. Cenaze namazı kıldıracak olan imam, onun için övgü dolu bir son konuşma yaptı, dindarlığını vurguladı. Ümmü Gülsüm’ün cenaze törenine katılanların sayısı dört milyonu geçti. Cemal Abdünnasır bunu “Cenaze törenine katılan kişi sayısının dört milyon olduğu düşünülürse, sanatçının Mısır için ne anlama geldiği daha iyi anlaşılabilir” şekliyle dile getirmiştir. 

Sesine gelince…

Ümmü Gülsüm  mezzosoprano-kontralto arası bir sese sahiptir. Sesi  kadın ve erkek sesi arasında bir ses olarak kabul edilir. Yedi ile sekiz oktav arası bir sese sahiptir. Ses telleri her saniye yaklaşık 14.000 titreşim üretmektedir, ancak gençliğindeki titreşimin ne kadar olduğu hesaplanamamıştır. Eşsiz bir sesi ve nefesi vardı. Aynı notayı bir buçuk dakika boyunca basabildiği de bunun eşsiz örneklerinden biridir. Sesinin yıllara rağmen hiç bozulmaması da en önemli özelliğidir. Çünkü o dönemde konserlerin yapıldığı salonlarda sigara içilmesi serbestti. Yıllarca böylesine zehirli ortamlarda şarkı söyleyip de sesini olduğu gibi koruması gerçekten hayret verici… (Hatta ölümünden sonra Amerikalı doktorların gırtlağını açıp incelediğini bile okumuştum bir yerde. Ne buldular, ne yaptılar bilemiyorum, ama belli de olmaz, belki de bir yerlerde zamanı geldiğinde klonlanması için bekleniyordur…)

Ayrıca sahnede bir eserin temposunu nasıl değiştirdiği, bölümleri nasıl uzattığı ya da kısalttığı hiç beklenmeyen bir anda uzun uzun doğaçlamaya başladığı ya da belli bir bölümü vurguyla ön plana çıkarması sanatçının bilinen ve şaşırtıcı güzellikte taklit edilemez olarak nitelendirilen yorumlarını oluşturur. Böylece onun yorumunun dikkat çekici özelliği, bestelenen parçanın belirli melodi pasajlarını sıkı ritmik biçimlerinden ayırarak bestelenenle o anda kendi oluşturduğu arasında gidip gelmeler olarak nitelendirilir. Yani önceden bestelenenle o anda doğaçlama ortaya konan. Bu ikisi arasındaki karşıtlık sanatçı tarafından ustalıkla kullanılır ve yine “tarab” ortaya çıkar… Bu zıtlık sanatçının yorumladığı eserde - ki artık kendi eseridir- en önemli stil elemanıdır denebilir. Bu önemli değişiklikler ve yorumlar bütünü nedeniyle Ümmü Gülsüm yorumlarının sunumları yapılırken yalnızca sanatçının ismi söylenir. Söz yazarı ya da besteci adı çoğu zaman müzikle ilgili küçük bir çevrenin ilgilendiği ve genelin ilgilenmediği bir konumda kalır. Doğaçlamalarıyla oluşturduğu bestenin aslından farklılaşması nedeniyle okuduğu eser artık onun olarak kabul edilir.

Hafif bir iç çekiş ya da orkestraya doğru bir bakış ya da baş, elle verilen işaretle orkestra sanatçının hem kendisini hem dinleyicilerini kendinden geçirecek yinelemelerle başlardı. Ümmü Gülsüm konserlerinde bu en üst seviyeye çıkan “tarab’ anlarının ardından izleyicilerin konseri bir süre yarıda kesecek kadar yoğun tezahüratları olurdu. Ümmü Gülsüm’ün orkestra eşliğinde icra ettiği bu müzik olayının yoğunluğu her şeyden önce icracının sesine ve dizelerde geçen konuları dinleyicilere sunum tarzına bağlıdır. Bu nedenle Ümmü Gülsüm’ün okuduğu şarkıların ne kadar süreceğini bilmek olanaksızdı. Örneğin radyo konserlerinde belirlenen konser süreleri yaklaşık tahminlerden öteye gitmezdi. Gülsüm’ün okuduğu bir bestenin yirmi ya da otuz dakikada bitmesi gereken normal süresi çoğu zaman bir saati bulacak kadar uzardı.

Dinleyiciler, sahneye doğru onu öven saygı ve sevgi cümlelerini bağırarak söylemekten çekinmezlerdi. Gülsüm, böyle durumlarda mahcup bir gülümseme ile halkı sakinleştirmeye çalışırdı. Sahneye çıkmaya çalışan insanların onun ellerine sarıldığı hatta ayaklarına kapandıkları sıkça görülen konser manzaralarındandı…

Konserlerinde toplam iki ya da üç şarkı söylerdi ve konserler yaklaşık altı saat sürerdi.Ancak 1960lı yılların sonlarında, yaşından kaynaklanan sebeplerden dolayı konserlerinde iki şarkı okumaya başlamış konser süresi üç buçuk saate inmiştir.

Orkestrası, başlangıçta yalnızca ud, kanun gibi klasik çalgılardan oluşurken, özellikle Muhammed Abdülvahab’ın Arap müziğine batılı çalgıları eklemesiyle orkestra elemanlarının sayısı artar. Böylece özellikle 1950′lerin başında orkestrasında elektro gitar, org ya da akordeon gibi batı çalgıları yer alır, kemanların sayısı çoğalır. Bu, smokinli çalgıcılar tarafından kullanılan ud, org, akordeon, kanun, elektro gitar, vurmalı çalgılar batı ile doğunun birleşimi sayılabileceği gibi iki kültürün karmaşası hatta bütün içinde çatışması olarak da kabul edilebilir.

Orkestra elemanları, smokinlerle sahneye çıkarken Gülsüm, doğu motifli uzun giysileri tercih eder. Her zaman elinde bulunan ve simgesi kabul edilen mendil aynı zamanda ismiyle de çağrışım yapar. Çünkü adının anlamı “sancağın annesi” dir. Burada unutulmaması gereken çalgıların yeniliği ya da çalanların batılı giysileri değil, Gülsüm’ün yorumladığı eserlerin tümünün hangi çalgılar kullanılırsa kullanılsın geçmişe bağlı müzik geleneğinde olmasıdır. Yeni olarak ordadırlar ama bir yönleriyle daima geçmişe bağlı ve bu zengin tarihsel geçmişi anımsatırlar.

Ümmü Gülsüm’ün şarkıları Mısırlılar için öz kendi mallarıdır. Başka bir kültürden asla kopya değildir ve batı medeniyetine karşı bir çeşit kültürel kaledir. Arapların onun ses kalitesine bakışındaki hayranlık sanatçının sesini kullanması, harflerin üzerindeki dikkatli duruşu, doğaçlamaya ya da yinelemeye gittiği söz kalıplarının seçimindeki zevk bakımından önemlidir.

Okuduğu eserler arasında en bilinenleri şunlardır; ala beledi mahbub (sevgi dolu beldeye -Mısır için - 1936), la tala-veyni (1938), bukra el safar (yarın yolculuk-1940), ene finta-zarak (seni bekliyorum-1943), el emel (1946), Rubaiyyat el Hayyam (Hayyam’ın rubaileri-1949), şems el asil (1955), El hob kida (işte böyle aşk-1961), Inta omri (sen benim ömrüm-sün-1964), Inta el hob (sen benim aşkımsın-1965), emel hayati (hayatımın emeli-1965), Fakkarouni (beni düşün-1966), El-Atlal (harabeler-1966), Hadis el Ruh (ruhumun sözleri-1967), Hazihi leyleti (gecenin getirdikleri-1968), Alf Leyla ve Leyla (binbir gece-1969), Daret el eyyam (geçip giden günler-1970), El selasiyeti’l mukaddese (kutsal üçleme-1972), Haham aley-na el hava (aşk aramızda hakim olsun-1973).

Sanatçı son şarkısı olan hakem aleyna el havayı sağlık sorunları (ölümüne neden olacak böbrek rahatsızlığı) nedeniyle çok istemesine rağmen hiçbir zaman sahnede okuyamazdı. Eserin yalnızca stüdyo kayıtları vardır. Hastalığı süresince bu şarkıyı ilk kez halkın önünde nerede, nasıl okuyacağının planları üzerine çevresindekilerle konuşurdu.

Ümmü Gülsüm, 1975 yılında yaşama veda eder. Mısır hükümetinin resmi devlet töreni düzenlediği, yaklaşık dört milyon kişinin katıldığı cenazesi, Arap dünyasının en büyük lideri kabul edilen Cemal Abdülnasır’ın cenazesinden bile daha kalabalık olur.
Ümmü Gülsüm, unutulmaz güzellikteki sesiyle Ortadoğu’da -ölümünün üzerinden otuz yıl geçmesine rağmen- hâlâ en sevilen, kasetleri çok satan, televizyon ve radyolarda şarkıları daima çalınan ve Mısır’ın yüzü ve sesi olarak nitelendirilen değişmeyen değerdir.

Eğer bu müthiş sesi dinlemek isterseniz ve çok sabırlı birisi de değilseniz, kısa şarkılarını dinleyerek başlamanızı tavsiye ederim. 5-6 dakikalık hatta daha kısa süren şarkıları var, mesela ala beledi mahbub kısa süreli şarkılarından birisidir ve çok güzeldir. Benimde ilk dinlediğim şarkılarından birisidir. Sanat yaşamı boyunca çok fazla şarkıya hayat vermiş olan Ümmü Gülsüm’ün bütün şarkılarını zevkle dinleyebileceğinize inanıyorum… Kim bilir bu uzun şarkılarda, arabesk okuyan sanatçılarımızın “Arap müziğinden çalıntı yapmadık.” sözlerinin de ne kadar boş olduğunu görürsünüz. Zira Ümmü Gülsüm’ün bir saat süren bir şarkısından beş tane arabesk şarkı çıkartılabilir. Bu çok acı bir durumdur, ben insanların bunun farkında olarak dinlemelerini istiyorum. Size önerebileceğim uzun şarkıları da söylemek istiyorum: İnta Omri, Fakarouny, Lailet Hob, Sirat El Hob, Ansak, El hob Kolloh, Alf Leila we Leila, Ya Zalemny, Othkorene, Lel Sabr Hedod… Bunlara ek olarak Türkiye’de çok bilinen bir ilahi olan Talael Bedru Aleyna’yı da yine Ümmü Gülsüm’ün sesinden dinlemenizi tavsiye ederim, zira en iyi yorumcu olarak kabul edilir. Türkiye’de Ümmü Gülsüm şarkılarını en iyi yorumlayan sanatçı da Mine Koşan’dır.

Dr. Virginia Danielson tarafından yazılan The Voice of Egypt Ummu Kulthum, Arabic Song and Egyptian Society in the Twentieth Century adında, İTÜ öğretim üyesi Doç. Dr. Nilgün Doğrusöz ve Cem Ünver tarafından dilimize çevrilen Mısır’ın Sesi Ümmü Gülsüm, Arap Şarkısı ve Yirminci Yüzyılda Mısır Toplumu adlı kitabı da okumanızı tavsiye ederim. Eminim Ümmü Gülsüm şarkıları eşliğinde bu kitabı okumak sizlerin de çok hoşuna gidecektir. Ayrıca daha fazla bilgi için kitabın önsözünü de yazmış olan Murat Özyıldırım’ın Ümmü Gülsüm için hazırlamış olduğu siteyi de BURADAN ziyaret edebilirsiniz.












Kuşkusuz o bir efsane ve öyle de kalacak...

Abraxas...

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17.7.2007 - Celine Dion!!!!!

Kategori: Müzik Kutusu

Celine Dion hastası bir insan ‘blog’unda Celine Dion’dan bahsetmeli kanımca…

Celine Dion bence gerçekten çok müthiş bir şansa sahip.Neden diye soracak olursanız, 14 çocuklu bir ailenin en küçük  çocuğu; ama şanslı olması bundan kaynaklanmıyor daha ziyade hayatını müthiş bir şekilde kurtarmış olmasından kaynaklanıyor… .Maddi anlamda tabi..Çünkü zor bir aile yaşantısından geldiği bariz...

Her neyse bütün bunları bir kenara bırakalım.

Celine Dion Türkiye’de oldukça bilinen ve sevilen bir sanatçıdır… Hatta çoğu kişi Celine Dion’un sadece “My Heart Will Go On” adlı şarkısını bilir Titanikten dolayı ve bu şarkıya adeta taparlar…Ne var ki benim hiç sevmediğim şarkıların arasında başta bu şarkı vardır; ama bu Celine Dion’a olan sevgimi ve hayranlığımı azaltmaz (artırmadığı gibi)...Neden sevdiğime gelince, sesinin etkileyici olduğunu düşünüyorum ve sadece tek bir tarzda şarkı söylememesi de benim gözümde bir artı…Tabi Bush karşıtı olduğunu da atlayamayacağım

Celine Dion; 1988 yılında girdiği Eurovision şarkı yarışmasında “Ne Pantez Pas Sans Moi” isimli şarkıyla İsviçre’yi birinciliğe taşıdığı gibi aynı zamanda bir dünya starı olmak için de önemli bir adım atmıştır. Daha sonra da İngilizce öğrenme çalışmalarına başlamıştır… Hatta bir konserinde gayet komik bir şekilde bunu anlatmıştı... (Üç ay boyunca hocalarının sadece Hhhhhhhhow are you???? dedirtmek için uğraştığını… Gerçekten sıkıcı bir dönem, üstelik 10 yıl boyunca kursa gittiğini düşünürsek oldukça da stresli olmalı…

Malumunuz Fransızca garip bir dil….. Dolayısıyla pronounciation olayında işleri zorlaştırmada üstüne yoktur….

Herneyse Celine Dion geçmişten bugüne birçok ödüle imzasını atmıştır…Grammy, Juno  ve Oscar ödülleri bunlara örnek olarak verilebilir… Ama bir şey daha var: 2002 yılında müziğe A New Day Has Come albümüyle dönen Céline Dion, 2004 yılında Dünya Müzik Ödülleri töreninde, 100 milyonun üzerinde albüm satışını yakalayan şarkıcılara verilen Chopard Diamond ödülünü aldı.Bu da müthiş bir başarı….

 

İngilizce Albümleri

  • 1990: Unison
  • 1992: Céline Dion
  • 1993: The Colour of My Love
  • 1996: Falling into You
  • 1997: Let's Talk About Love
  • 1998: These Are Special Times
  • 1999: All The Way...A Decade Of Song
  • 2000: The Collector's Series - Volume 1
  • 2002: A New Day Has Come
  • 2003: One Heart
  • 2004: A New Day... Live in Las Vegas
  • 2004: Miracle

Fransızca Albümleri

  • 1987: Incognito
  • 1991: Dion chante Plamondon
  • 1994: À l'Olympia
  • 1995: D'eux
  • 1996: For you(Les Premieres Annees albümündeki bazı şarkıları içermektedir.)
  • 1996: Live à Paris
  • 1997: Les Premieres Annees
  • 1998: S'il Suffisait D'aimer
  • 1999: Au Coeur Du Stade
  • 2003: 1 Fille & 4 Types
  • 2005: On Ne Change Pas
  • 2007: D'Elles

Fransızca albümlerini pek iyi bildiğim söylenemez ama İngilizce albümlerinden Falling into you, ve One Heart benim için çok özel bir yere sahip…Fransızca albümlerinden de Deux’u tavsiye edebilirim.Kısacası Celine Dion diyom başka bir şey demiyom


 

Aha da fotoğraflarr
bakın, gözünüz gönlünüz açılsın....

                                                     

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Ben Kimim,Neredeyim,Nereye Gidiyorum???

ABRAXAS'IN DÜNYASINA HOŞ GELDİN!!! Bir girdin mi dünyama bir daha çıkış yok, tüm kapılar kapalı ardına kadar. Ama korkma ne kelepçelerim var ellerine takacağım ne de prangalarım var ayakların için. Benim bir kalbim var, orada da herkese yer var fazlasıyla, anlayacağın oldukça büyük. Ben sıkıldıkça bir şeyler karalıyorum, aslında bir şeyler yazmak için sıkılmam da gerekmiyor. Evde herkes uyurken içim içimi yiyor adeta, uyuyamıyorum. Ev halkına ayıp olmasın diye yatağıma uzansam da dayanamayıp kalkıyorum. 2 de yatağa mı girdim, 3 de bilin ki kalkıp yazmaya başlamışımdır. Garip bir şahsiyetim ama olsun, alışırsın kolayca. Çok zorlamam seni, ama yok ben istemiyorum ne senin yazılarını, ne blogunu dersen o zaman da kaçışın yok bir yere. Kalbimde yine yerin olur ama hüzünler bölümünde ben kendimi yer dururum, yine gelmedi diye; Neyse bu kadar duygusallık yeter bana. İstiyorum ki herkes bir şeyler okusun, yazsın da şu cehaletimiz bir şekilde ortadan kalksın. Toplum olarak rahatlayalım artık. Sadece bloglar için değil sözüm, hiç durmadan bütün gün bloglarda gezinmenin de bir mantığı yok, sen de eline geçen her şeyi oku işte kardeşim! Arada da okuduklarını ya da yazdıklarını paylaş bizlerle. Benim de genelde yazdığım şeyleri çıkarıp da birilerine gösterecek kadar cesaretli olduğum söylenemez ama sanal ortamda işler değişiyor. Ben de o an içimden geçenleri ufak bir makine parçasına dolduruyorum... Ufak mı dedim??? -Pardon... :))) Bu 'ufak' makine parçası sayesinde blogcu da aksitabraxas linkine tıklayan herkes yazdıklarımı okuyabiliyor. Sanırım bu şekilde kendimle ve yazılarımla ilgili olarak çok daha büyük bir iş yapmış oldum ve bunu düşünmek bile beni gerçekten mutlu etmeye yetiyor. Umarım SEVGİLİ OKUYUCU, seni de mutlu edebilme maharetini gösterebilirim.Kendime başarılar dilerken, senin de blogumda iyi vakit geçirmeni dilerim; tekrar DÜNYAMA HOŞ GELDİN!!!!

Sıkıntı Mahsulleri

Hayatımdaki "i ve k"lar
Eurovision Şarkı Yarışması (ESC)
Büt Büt Atıyor Kalbim...
Bugün Bana Araba Çarptı!
Özür Dilemiyoruz Biz!
Galata_Nimet Abla_Çakıl Taşları
İ nokta Melih Gökçek_Kemal Kılıçdaroğlu Sözde Düellosu
Bir Fizikokimya Laboratuvarı Klasiği Daha...
Bugünüm...
İnsan Köpek, Köpek İnsan?
Bir Kurban Bayramı Daha ve Yine Aynı Rezil Kareler...
Bayram Tatili ve Faydaları
Tü, Kaka...Kötü Kadın, Cadaloz!!!
İçsel...Beynim Dilute Oldu!
Kafanızı Yastığa Koyduğunuzda Hemen Uyur musunuz?
Çocuk İstismarına Hayır!
Can Dündar ve Mustafa
Cumhuriyetimizin 85. Yılı...
Blogger.com'a Erişim Engellendi!
Acilen Hediye Almam Lazım, Yardım!!!
Sıradan Bir Yazı...
Süper Babaanne ıyk!
Ütü Modu...
Yoksulluk
Mutlu Yıllar!!!

View my page on Turk Blog Yazarlari

Bizim Mahalle

kendiyazilarim

ankasi

DarkAngel

sokakkizi

merhoshh

yagmurlagelen

googleilekazan

albanian4ever

asktozu

BibiS

deron

yagmurtuana

lublaj

minare

bizimada

siirimsilerle

kahvegibi

kayipdusler

kin

ayza

qronikcapLonbaa

merwww

absuma

ayvalikzeytinyaglari

sihirlikoza

utkukeskin

duslercaddesi

sinanganyan

ortamkaynak

dizix

maisiyah

sakacikiz

alkmaar

genetikvebilim

sevgigezegeni

gunaydinim

adilask

femoooooo

BAYKELEBEK

bonitaaa

albay34

azmavi

Romantikmeyhane

fiberoptikci

bennns

yuksektopuklar

haydemir

huysuzundunyasi

sweetgirl

serseriasik1989

Lebiderya

ssiyah

1sessizgemi3

banamidedin

opopop

nero

sadnessstation

derin

becauseofyou

yesilim

ikizler

caglar

zeze

faLse

moonlight4

okayyildiz

anesa

batumania

semartizm

zelis

didolata

nebu

yust

milkboy

burs

cocukgelisimindebirnumara

fromyouother

hakanterman1905

ankaraatam

gezginfm

bilgeerhan

bloggul

sadakat

tamkarisik

sacmasapanla

Abhorrence

matematikseven

cilginkodlar

karalamadefterim

ilys

justintfanclub

kirkahvesi

ogulcanavci

zirveblog

dungeon

gkberk16

diloylo

hayaliperde

mervecan

ortaklarim


Visit Binnur Kaya Fan Sitesi
Personal Blogs - Blog Catalog Blog Directory
Add to Technorati Favorites Technorati Profile