Öncelikle bugün canım ciğerim, biricik kardeşimin doğum günü. Umarım her zaman mutlu olur, az sonraki konumla alakalı olacağı için yazmakta fayda var, kardeşim genetik okumakta. Heyhat!!! İsterdimki ben çektim, o çekmesin ama ne yapalım hayat böyle. Gelelim konumuza... Efendim bugün düşündüm taşındım, dedim benim hayatımı neler şekillendiriyor, nelerle uğraşıyorum, ne yapıyorum vs. İşte monotonlaşmış bir hayat, çık evden okula git. Okuldan çık eve git. Olmadı bir Eminönü yap ki her zaman söylerim Eminönü'ne aşık bir insanım. Ne biliyim git bir Taksim'e yemeğini ye bir şeyler iç, gir bir sinemaya... Şimdi metrobüs de var, okulun önünden kalkıyor hem de ilk durak. Bin metrobüse koş Mecidiyeköy'e, Cevahir mevahir sil süpür hepsini. Ondan sonracığıma tiyatro biletini al git izle oyununu falan falan sallama bir hayat. Zaten bunu hepimiz biliyoruz. Böyle hayat mı olur be! Sonra düşünmeye devam ettim. İlginç bilgilere ulaştım kendi çapımda. Mesela 1. sınıftan itibaren girdiğim ve gireceğim derslere bak şimdi: Analitik, Anorganik, Organik, Matematik, Fizik, Nümerik, Teknik İngilizce, Teknik Resim, Anorganik lab., Fizik lab., Analitik lab., Fizikokimya lab. Organik lab., Termodinamik, Anorganik teknolojiler, Organik teknolojiler, Fizikokimya... Bu ne biçim iş yahu. Ben de zaten şans olsa derslerde bir atraksiyon olurdu. Hepsinin içinde -ik var anasını satıyım. Şuan yanyana bulunmakta olan i ve k haflerini sevip sevmeme konusunda düşünüyorum. Bir karara varınca size de söylerim. Hatta sevmeme demiyeyim de 'nefret etme' diyeyim. Daha doğru olur. Google da bile "i k" yazınca Boltzmann çıktı, şok geçirdim. Hayır çıkmasına çıksın o sorun değil de ben fiziko sınavından yeni çıkmışım zaten sınav suratıma çarpmış fena halde, bir de üstüne Google 'Boltzmann'la çarptı iyice fena oldum.
Gerçi ne diye şaşırdım bilmiyorum. Sonuçta fiziksel bir terim yani. Artık her şeyi normal karşılamaya başlasam iyi olacak. ..... Bir de şuan Hadise'yi dinliyorum. Sabahtan beri durmadan tekrar ediyor bu şarkı. Neden diye soracak olursanız, bizim üstteki komşu her gün bir şarkı açıyor, hem de sevmediğim bir şarkı oluyor ve bütün gün aynı şarkıyı dinliyor. Ya kardeşim deli misin nesin, senin yüzünden 'çek git bebeğim' şarkısını bile ezberledim. Ses son sürat açık bir de, kendin duy yeter, beni niye rahatsız ediyorsun değil mi ama? Neyse işte ben de artık kafayı yemek üzere olduğum için tepki olarak açtım Hadise'yi, ses seda yok üstte. Herhalde adam ya da kadın herkimse işte şarkıyı beğenmiş olmalı. Yoksa sesler ciddi anlamda birbirine girmiş olurdu. :) Sevgiler.
İnternette ziyaret ettiğim hemen hemen her sitede 2009 Eurovision Song Contest, Hadise ve "Düm tek tek" başlıklarına rastlamaktaydım. ESC'yi iyi hem de çok iyi takip eden bir izleyici olarak birçok yere görüşlerimi yazdım. Bloguma yazmadığımı fark edince de kolları sıvadım. Yılbaşı günü malum kaza olunca evde kalmak zorunda kaldım. Gece de Hadise'yle neşem yerine geldi diyebilirim. Ben de şarkı 27 Aralık günü yayınlanacak diye hatırladığım için dinleyemedim diye üzülüyordum. Herneyse fırsattan istifade gece şarkıyı dinledim. İlk izlenimlerin her zaman çok önemli olduğuna inanırım. Benim ilk izlenimim olumlu yönde. Ancak şarkı o kadar erken çıktı ki 1. olur, 3.olur, 5. olur gibi bir yorum yapmak bana doğru gelmiyor. En azından şimdilik. Daha birçok ülkede yarışmaya bırakın şarkılarını ne zaman yapacaklarını kimin katılacağı bile belli değilken "Bu sene kesin..."le başlayan yorumları çok saçma buluyorum. Durun yahu, bir şarkılar belli olsun. Yarışmaya bir ay kala bütün şarkıları bir dinleyin, çekilecek klipleri izleyin. Nedir bu acele? Ama finale kalacağımız konusunda kesin yorum yapabilirim. Orada bir problem yok. ------ Ben her sene bu şekilde yapıyorum hatta liste falan hazırlıyorum, dedim ya ciddi takip ediyorum. Hadise'nin şarkısı çok güzel ama başta da belirttiğim gibi şarkı çok erken çıktı. Dolayısıyla yarışmaya kadar şarkıda muhakkak değişiklikler yapılacaktır. Bu her sene yapılan bir şey zaten. Geçen gün arkadaşlarla bu konuyu konuşurken de bu cümleyi söylemiştim. Sanırım Hadise'de şarkı da değişiklikler olacağını söylemiş. ------ Bazı yorumlara çok kızıyorum.Efendim bir türlü Avrupalı olamıyormuşuz, şarkılarımızın içine o garip doğu ezgilerini neden koyuyormuşuz vs. Siz kimsiniz arkadaşlar? Hem neden Avrupalı olalım ki. Biz hiçbir konuda Avrupalı olamamışken neden bu konuda Avrupalı ama tam anlamıyla Avrupalı olalım? Bu bir şarkı yarışması ve kendi ezgilerimizin şarkıların içerisine serpiştirilmesi benim çok hoşuma gidiyor. Kendi içimizden insanlar bu ezgileri bayağı bulsalar da bence iyi bir harmanlamayla hiç de sırıtmıyor. Açıkçası ben Hadise'den ve diğer dansçılardan bir göbek şov bekliyorum. 'Avrupalı'lar siz sevseniz de sevmeseniz de bu tarz şeylerden hoşlanıyorlar. Ha bu arada hatırlatmakta fayda var, Yunanistan 2005 yılında Helena Paparizou'nun seslendirdiği 'My Number One' adlı şarkıyla birinci olmuştu. O şarkının ezgileri bizim karadeniz ezgilerimize çok benziyordu, hatta kemençe olayı falan aynıydı. Gayet de güzeldi. 1.liğini yarışmadan önce garantilemişti zaten. Açtığınız her radyoda My Number One'ı dinleme ihtimaliniz vardı.
Hadise için de iyi bir tanıtım yapılmalı. Avrupa turnesine çıkar herhalde. Zaten Azerbaycan, Fransa, Almanya, Belçika, Bosna Hersek, Hollanda, Arnavutluk ve Bulgaristan'dan da kesin yüksek puan alırız. Hatta Yunanistan ve Birleşik Krallık'tan da yüksek puanlar alabiliriz bu şarkıyla. Geçen sene Almanya, Belçika ve Fransa'dan aldığımız 10 puan özellikle içime oturmuştu diyebilirim. 12 puan'ın Ermenistan'a gitmesi de ayrı üzdü beni. Geçen sene Azerbaycan ilk kez katılmıştı ve ben Azerbaycan'a sırf Ermenistan 12 puan almasın diye oy yollayıp durmuştum. Hatta arkadaşlarımı da organize etmiştim. Bu sene de şarkısını dinlemesem de oyum kardeş ülke Azerbaycan'a. Rusya'ya da bir Dima Bilan aşığı olarak diğer telefonumdan oy yollamıştım. Birinci oldu. Zaten başka bir ihtimal yoktu gözümde. Yarışmanın bitiminde Azeri tv.yi açmıştım. Finlandiya'ya teşekkür edip durmuştu sunucu bayan. Türkiye'ye ne zaman teşekkür edecek diye beklerken en nihayetinde teşekkürlerini sunmuştu ama Finlandiya'yı bir türlü ağzından düşürmemişti. Oysaki Finlandiya'nın Azerbaycan'a 12 puan vereceği çok barizdi. Malumuz rock, metal vb. tarzında şarkılara Finlandiyalılar yüksek puan veriyorlar. Neyse bu sene Eurovision'da Arnavutluk'u temsil edecek şarkıyı dinledim. Pek tarzım değil açıkçası. Çok güzel şarkılar çıkacaktır diye düşünüyorum. Hadise'ye rakip olacak bir şarkı değil bence. Yunanistan Sakis Rouvas'la katılacak, bence ciddi bir rakip. Şarkıyı merakla bekliyorum. Bunun dışında Sakis, öncesinde Kenan'da yaptığı saçmalığı tekrarlamaz umarım. Şimdilik 'kesin' yorumlar yapmaktan kaçınsam da Hadise'ye hep destek tam destek diyorum. Şarkısını şovuyla birleştirirse mutlak bir başarı elde edebilir. Seksapalitesi de ön plana çıkarılmalı. Zaten o şekilde iki göbek attı mıydı bu iş tamamdır. Ses var görüntü var ne de olsa. Ayrıca gösterdiği de ciddi bir medeni cesaret örneği, bu yüzden de tebrik etmek gerek. Şarkılar açıklanmaya başladıkça ben de yorumlarımı ve Hadise'nin bu şarkılar içerisindeki yerini kendime göre yorumlayacağım. Ha bu arada ben Hadise'nin şarkısını çok beğendiğim için iki günde ezberlemiştim, sürekli dilimde şarkı. Umarım 2010 yılının kültür başkenti İstanbul aynı yıl düzenlenecek Eurovision Şarkı Yarışmasına da ev sahipliği yapar. Sertab Erener'in 1. olduğu sene Kırıkkale'deydim. Yarışmanın Türkiye'de yapıldığı sene Ankara'daydım. 2010 yılında da ölmez, sağ kalırsam İstanbul'da olacağım. Hiç affetmem, giderim izlemeye. :) Sevgiler.
Bir şey yazıcaktım ama unuttum ne yazacağımı. Zaten canım sıkkın, finaller başladı. Tam gaz ders çalışıyorum. 7/24 desem kesinlikle ve kesinlikle yanlış olmaz. Ama bu sene garip bir rahatlık var üzerimde. Dersler ağır, sorular zor ama sanki çok mükemmel bir zekaya sahipmişim gibi bütün derslerden geçeceğim edalarındayım. Sonuç ne diye sorarsanız, üç gün içinde olduğumuz üç sınavın ikisinden bütünlemelere kalacağım. (Zaten üçüncü sınav da ekonomi, yok artık ondan da kalmam, o kadar düşmedik daha. zaten seçmeli ders.)
Hadi analitik neyse, o zaten Allah'ın emri ama diferansiyelden çok umutluydum. Emre Hocama sesleniyorum buradan: -Hocam resmen ters köşe yapmışsınız yahuuuu!!!! --------------- Emre hocam sağolsun bize sınavdan önce sorular verip, sınavda da o sorulardan üç tanesini aynen soracağını söyledi. (Söylemiştiniz hocam!) Bir soru da dışarıdan sorulacaktı ki işin püf noktası bu. O soruyu yapan havada karada geçer zaten sınavı. Herneyse, sınavda sorular dağıtıldığında sorulara önce bir göz gezdirdim. Baktım soruların hiçbirini daha önce görmemişim. O sırada sınıfta bir uğultu oluyor zaten. Sorular da ingilizce, okumaya üşeniyorum hocanın sorduğu yorum sorularını nasılsa yorumlayamayacağım için. Daha sonra hiçbir şey yapamayınca diyorum, boş oturmaktansa okuyayım şu soruları. O zaman beynimdeki kısa süreli dalgalanmadan sonra yorum sorusu sandığım şeylerin aslında öyle olmadığını görüyorum ve sevindirik oluyorum. --------------- Her sınavda yaptığım gibi genelde en iyi bildiğim soru son soru olduğundan yine son sorudan başladım. Amma ve lakin süre 50dk. olunca yetiştirmek mümkün değil, diferansiyelden bahsediyoruz. Bende de bir salaklık var galiba, bir soruyla bir gün uğraştığım da oluyor. Zaten daha ben 2. soruyu bitirememiştim, hoca 10 dk. kaldı dedi. Bu nasıl hayat, bu nasıl bohem... Neyse ya yazmayacağım. Moralim bozuldu işte, pofff. Bir de bugün bir arkadaşım bana bere getirdi, çok tatlı bordomsu bir renk. Annesi örmüş. Günün en güzel şeyi buydu. Ha bir de bugün bir arkadaşa fiziko defterimi vermedim. "Sana yok." dedim. İlk defa bunu yapıyorum. Aman banane kardeşim, sınava bir gün kala defter mi istenirmiş. Zaten bizim sınıf da bir garip... ------------- Yukarıda gördüğünüz fotoğraf da salı günü olduğum Analytical Chemistry dersinde sorulan soruları göstermekte. Hocalarıma sevgiler, saygılar sunuyorum.
Evet, yanlış görmüyor yanlış okumuyorsunuz. Bugün bana araba çarptı. Kelime oyunu falan da yapmıyorum, altından ne çıkacak diye düşünmenize de gerek yok. Bildiğiniz bizi bir yerden başka bir yere götürme işlevi gören araç çarptı. Verilmiş sadakam varmış, diyorum. Aslında anlatmaya dünden başlamak istiyorum, çünkü dün bindiğim otobüsün de tekerleği patladı ve rampaya çok yakın, E-5 otoyoluna çıkmak üzereydik. Bu sırada bir ses geldi o sırada da yanımızdan bir kamyon geçiyordu hızlı bir şekilde. Anam, dedim kamyonun lastiği patladı, meğersem patlayan lastik kamyona değil, benim de içinde bulunduğum otobüse aitmiş. İstanbul'un karlı havasında birer birer otobüsten indik. Zaten o gün okula patır patır gideceğim belli olmuştu. Gelelim bugüne... Aslında bugün okula gitmek gibi bir niyetim yoktu; ancak organik kimya hocamız ödevlerin en geç çarşamba günü getirilmesini istediği için mecburiyetten okulun yolunu tuttum. Normalde hiç inmediğim durakta sırf fotokopicilere bir an önce gidip hazırlamış olduğum ödeve spiral vs. yaptırmak için indim. Yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm...derken sıra karşıya geçmeye geldi. Tabi arabalar vızır vızır geçtiği için olduğum yerde durup arabaların geçmesini beklemeye başladım... Bu arada ne olduğunu anlamadığım bir biçimde savruldum ve kendimi karla karışık çamurun içinde yatarken buldum. Ne bir acı vardı, ne de bir korku... Şaşkınlık bile yoktu. Hatta ağlamayacaktım ama arabanın çarptığını görünce ağlamalıyım diye düşünüp yaygarayı bastım. Zaten o arada korktum da, canımın acıdığını ve başımın döndüğünü de hissettim. İlk şoku atlatmak bu olsa gerek. Bana çarpmış olan insan yaratığı arabadan inip hastaneye falan götürmeye kalktı. Aferin, takdir ettim. Yanında bir adam daha vardı, su falan aldılar hemen. Ellerim falan görünmüyordu zaten her yerim çamurdu, görünen tek şey çamurdu. Sonra ellerimi falan yıkadılar tabi canım çok yandı; çünkü derim baya soyulmuştu. Yer yer kan toplanmıştı ve davul gibi şişmişti. Arabaya aldılar hemen, hastanelik bir durumum olmadığını söyledim tabi. Daha doğrusu söylemeye çalıştım, çünkü ağlamakla meşguldüm o sırada. Sonra adam dedi "Nereye gidiyordunuz, bırakalım." O sırada birilerini aramam gerekiyor diye düşünüp, telefonuma sarıldım ama kimi arayacağımı bilemedim. Bir süre düşünüp -ki bu düşünmelerim anlık oldu- yurtta kalan arkadaşlarımdan birisini aramam gerektiğine karar verdim ama hiçbir şey hatırlamıyordum. Sonra aklıma gelen ilk ismi aradım, tabi ağlıyorum yine: Serpil: -Alo, Ben: -Ühühüühüühühüh Serpil: -Alo, Derman! Ben: -Ühühühühühüühü Serpil: -Alo, hihihihihi (Espri yapıyorum sanıyor, beni hiç ağlarken görmemiş olan şahsiyet) Ben: -Aloooo, Serpil üüüüüüü Serpil: -Derman, ağlıyor musun sen? Ben: -Ühühühüüh Serpil bana giyecek bir şeyler ayarlar mısın, geliyorum şimdi! Serpil: -Noldu canım ya, kötü bir şey mi oldu? Ben: -Ühühüühüh Serpil: -Nerdesin, noldu? Ben: -Geliyorum bana giyecek bir şeyler ayarla tamam mı? üühühühü Bana Çarpan İnsan Yaratığı: -Nereye gideceksiniz? Ben: -Kampüsün içindeki yurda, ühühühü BÇİY: -Nerden giriyoruz? Ben: -Şurdan kampüse girin de bi ühühühü BÇİY: -Hmmm tamam, burdan mı nerden gidiyoruz? Ben: -Aloo Serpil ya ben bu yurdun yerini unuttum kapıya çıksana bi üüüü Serpil: -Tamam, ya noldu? BÇİY: -Hastaneye götürmemi ister misiniz? Bir şey var mı? Ben: -Yok yok. BÇİY: -Ben telefon numaramı bırakayım, bir şey oldu mu ararsın abini! Ben: -Yok yok gerek yok. BÇİY: -Burası mı? Ben: -Bilmiyorum ki. BÇİY: (Binadan bir kız çıkar) Arkadaşınız mı? Ben: Yok değil. Hahh tamam.... (Arabadan iniyorum, meraklı bakışlarla arabadan inmemi izleyen Serpil üstümün başımın halini gördüğünde gözlerini fal taşı gibi açıp kalakalıyor.) Ben: Serpil şu arabanın plakasını alsana. (Arkasına dönüp arabanın plakasını alıyor.) Serpil: Nasıl ya, noldu? Araba mı çarptı? ...... konuşmalar böyle sürüp giderken Serpil'in odasına çıkıp onun kıyafetlerini giydim. Tertemiz bir çantaya eşyalarımı koydum... Bir süre orada dinlendim. Tabi Serpil de hastaneye gidelim, diyip durdu. Ama başımı falan çarpmadığım için gerek duymadım... Aslında o kadar çok şey olduki devamında, inanın yazarken yoruldum. O yüzden devam edemeyeceğim. Kötü bir durumla karşılaştığımız zaman her zaman gülme krizine giren ve olayları karikatürize ederek kendini rahatlatan arkadaşım Merve bu olayı da ele aldı. Yandaki çizim kendisine aittir ve olayı özetlemektedir. Yeni bir yılda daha güzel yazılarla karşınızda olma dileklerimle şimdilik huzurlarınızdan ayrılıyor, sevgilerimi sunuyorum efenim. Sevgiler.
Evet, insan yapmadığı bir şey için neden özür dilesin ki! Herkes çok zeki de bir tek biz mi aptalız? Tuğrul abicim, Merve'ciğim bir imza kampanyası başlatmışlar, yüreklerine sağlık. İmzamı attım ve hatta tüm arkadaşlarıma da mail olarak yolladım. Malumunuz konu, 'sözde' Ermeni soykırımı. Bu konu hakkında çok fazla yazı yazmayacağım ama siteye girip imza atmanızı isterim açıkçası. Tek bildiğim şey ise şu: Orda burda aydın diye gezinen birçok insan var ama sadece okumuş olmak aydın olmak anlamına gelmedi hiçbir zaman ve bundan sonra da öyle olmayacak. Ermeni soykırımını tabiki kabul etmiyorum. Hala Erzurum'da Erzincan'da toplu mezarlar çıkartılıyor, TÜRKlere ait olan. Benim 'Ermeni Soykırımı' tanımlamam olsa olsa Ermeniler'in Türklere yaptıkları soykırım olabilir! Sitenin anasayfasında yapılan açıklama aşağıdadır:
Bir Suç İşlemedik ki Özür Dileyelim. Onlar Aydın Biz ise Türkiye'yiz ve Biz ÖZÜR DİLEMİYORUZ. TARİHİ SİYASETLE ŞEKİLLENDİRMEYE ÇALIŞANLAR HEM HALKINA HEMDE TÜM İNSANLIĞA KARŞI SUÇ İŞLEMEKTEDİRLER. TARİHİ TARİHÇİLERE BIRAKIN! Duyarlı Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları! Özür dileyerek Türkiye üzerine oyun oynayanlar ve bilmeden bu oyunda figuran olanlar amaçlarına ulaşamayacaklardır. Bu oyunu yazanlara ve oynayanlara karşı toplumumuz ayrı ayrı birçok reaksiyon göstermeye başlamıştır. Bu oyunu bozmak için tek bir güç olarak hareket edip bölünmüşlüğü ortadan kaldırmalıyız. Bu sitenin amacı özür dileme gafletinde bulunanlara karşı herkesin tek çatı altında toplanması ve gücümüzü tek ruh ve tek yürek halinde sitede toplanan imzalarla Ermenistan Dışişleri Bakanlığı, Ermenistan Konsolosluğu, T.C. Dışişleri Bakanlığı, T.C. Başbakanlığı, T.C. Cumhurbaşkanlığına ve tüm dünyaya duyurmaktır.. Biz Atatürk'ün, Sütçü İmam'ın, Nene Hatun'un, İstiklal Savaşında ölen atalarımızın torunlarıyız. Kuva-i milliye ruhunu doğuran milletin birer neferiyiz ve biz ASLA ÖZÜR DİLEMİYORUZ...
Anasayfa da yayınlanmış olan metin bu; incelemek ve imza kampanyasına katılmak için BURAYA tıklayabilirsiniz. Sevgiler.
ABRAXAS'IN DÜNYASINA HOŞ GELDİN!!!
Bir girdin mi dünyama bir daha çıkış yok, tüm kapılar kapalı ardına kadar. Ama korkma ne kelepçelerim var ellerine takacağım ne de prangalarım var ayakların için. Benim bir kalbim var, orada da herkese yer var fazlasıyla, anlayacağın oldukça büyük. Ben sıkıldıkça bir şeyler karalıyorum, aslında bir şeyler yazmak için sıkılmam da gerekmiyor. Evde herkes uyurken içim içimi yiyor adeta, uyuyamıyorum. Ev halkına ayıp olmasın diye yatağıma uzansam da dayanamayıp kalkıyorum. 2 de yatağa mı girdim, 3 de bilin ki kalkıp yazmaya başlamışımdır. Garip bir şahsiyetim ama olsun, alışırsın kolayca. Çok zorlamam seni, ama yok ben istemiyorum ne senin yazılarını, ne blogunu dersen o zaman da kaçışın yok bir yere. Kalbimde yine yerin olur ama hüzünler bölümünde ben kendimi yer dururum, yine gelmedi diye;
Neyse bu kadar duygusallık yeter bana.
İstiyorum ki herkes bir şeyler okusun, yazsın da şu cehaletimiz bir şekilde ortadan kalksın. Toplum olarak rahatlayalım artık. Sadece bloglar için değil sözüm, hiç durmadan bütün gün bloglarda gezinmenin de bir mantığı yok, sen de eline geçen her şeyi oku işte kardeşim! Arada da okuduklarını ya da yazdıklarını paylaş bizlerle.
Benim de genelde yazdığım şeyleri çıkarıp da birilerine gösterecek kadar cesaretli olduğum söylenemez ama sanal ortamda işler değişiyor.
Ben de o an içimden geçenleri ufak bir makine parçasına dolduruyorum...
Ufak mı dedim??? -Pardon... :)))
Bu 'ufak' makine parçası sayesinde blogcu da aksitabraxas linkine tıklayan herkes yazdıklarımı okuyabiliyor.
Sanırım bu şekilde kendimle ve yazılarımla ilgili olarak çok daha büyük bir iş yapmış oldum ve bunu düşünmek bile beni gerçekten mutlu etmeye yetiyor.
Umarım SEVGİLİ OKUYUCU, seni de mutlu edebilme maharetini gösterebilirim.Kendime başarılar dilerken, senin de blogumda iyi vakit geçirmeni dilerim; tekrar DÜNYAMA HOŞ GELDİN!!!!