19.4.2009 - Saçmalıklar Silsilesi
Uzun süredir blogumu boşlamıştım; ailevi nedenler, arkadaşlarla yaşanan birtakım problemler, sınavlar vs. derken doğru dürüst yazı yazamamıştım. Malum bir de diğer blog var. Yazdıklarımı da orada yayınlamışım hep. Bir de baktım ki burada kimse kalmamış, ne gelen var ne giden.
Aslında 'blogcu' benim ilk göz ağrım. Çünkü blog camiasıyla tanışmam bu blog sayesinde olmuştu. Genelde blogcular tarafından pek tutulmasa da ben severim 'blogcu'yu. Hani ilkler hep özeldir derler ya bu da onun gibi bir şey olsa gerek. E bir de işin teknolojik boyutundan çok fazla anlamıyor olmam var. Hep bahsedilen 'blogcu'nun eksiklerinin birçoğunu fark etmiyorum doğal olaraktan. Artık eskisi kadar çok blog da takip edemiyorum. Seçici olmaya başladım sanırsam. Herkes için zaman değerlidir, benim için de öyle. Yaşadığım son tatsızlıklardan sonra buna daha da çok önem verir oldum. Seçicilik derken neyi kastettiğimi aslına bakarsanız şuan ben de bilemiyorum. Belki tamamıyla özgün içerikli blogları arıyor olmam şeklinde açıklayabilirim bu durumu. Video içeren bloglara pek girmemeyi tercih ediyorum. Ordan burdan şiir, hikaye, deneme vs. ekleyenlerin bloglarını okumak da sıktı açıkçası. Haaa içeremez mi? Tabiki olabilir ama blog tamamen alıntılardan oluşuyorsa bunun bir anlamı yok benim açımdan.
Bir de para kazanıyor birçok kişi bloglardan. Düşünsenize, blogun tamamı ordan burdan alıntılarla dolu ve bloga her gün birsürü insan giriyor, üstelik de beğenerek takip ediyor, kazanılan paralar da cabası. (Gerçi milletin para kazanmasına lafım yok ama...)Ne anladım ben bu işten?? Bence herkes biraz dürüst olsun. Ben neden bu kadar çabalıyorum ki! Emek veriyorum bu işe. Benim gibi emek veren birçok blogcu yine var, biliyorum, sizler de biliyorsunuz ama hergün onlarca yazı (alıntı) yayınlayan birçok blogcunun popüler olmasını anlayamıyorum, anlamak da istemiyorum. Zaten hiçbir zaman emek verenin kıymetini bilemedik bizler. Ben kendimi geçtim ama saygı duyduğum blogcular var. Gerçekten yürekten yazdıklarına inandığım... Yazık değil mi o kadar zamana, emeğe...
Bir de şu Blog Ödülleri denilen saçmalık var. Birileri birilerine oy veriyor falan filan. Ben katılmadım tabiki, zaten güvenilir olduğunu düşünmüyorum. Kişisel kategorisinde binlerce blog var. Çok komik ya! Ben hiçbir bloga oy vermedim. Çünkü beğenerek takip ettiğim birçok blog var. Ancak eşine dostuna oy kullandıranların sayısı da az değil, şimdi eğri oturalım doğru konuşalım. Bu işler böyle yürüyor, hepimiz biliyoruz ama o zaman bu yarışmanın ne anlamı var ki! Bilmiyorum bana çok çirkin geliyor. Girdiğim her blogda aynı tantana: "Oylarınızı bekliyoruz.", "Oylarınıza talibiz.", "BÖ'de sayılı günler, desteklerseniz bizi mutlu edersiniz." Hakkaten baydı artık. Herkese göre kendi blogu birinci çıkmalı tabi ama öyle olmadığını ve olamayacağını hepimiz biliyoruz. Ne diye kafa yorarsınız ona da akıl sır erdiremiyorum. Tek istediğim şu saçma yarışmanın bir an önce bitmesi ve blog camiasının eski güzel günlerine dönmesi... Sevgiler.
Abraxas... 19.04.2009
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
18.4.2009 - İngiltere'nin Yeni Yıldızı_Susan Boyle
Geçenlerde İngiltere'de yayınlanmakta olan Britains Got Talent, Türkçe adıyla "İngiltere Yıldızını Arıyor" adlı yarışma programını izlerken resmen şoka girdim. Susan Boyle adında 47 yaşındaki bir kadın elemelere katılmak amacıyla geliyor, aslına bakarsanız insanlar tarafından pek de tınlanmıyor ve hatta alay konusu oluyor. Hangi şarkıyı söyleyeceği sorulduğu zaman karşılığı I Dreamed a Dream. Offf diyorum yaa. Les Miserables müzikalinden oldukça ünlü bir şarkı. Şarkıyı Judy Kuth'dan dinlediniz mi bilmiyorum ama dinlediyseniz zaten ne kadar mükemmel seslendirdiğini göreceksiniz. Ben izlerken tüylerim diken diken oldu. 47 yaşındaki bir kadından o sesin çıkabileceğini açıkçası hiç tahmin etmemiştim. Zaten kadın daha şarkının ilk kelimesini söylediği anda insanlar büyülendi diyebilirim. Tüm seyirciler şarkıyı başından sonuna kadar ayakta dinlediler ve en sonunda da jüri üyeleri de dahil olmak üzere ayakta alkışladılar. E böylelikle jüriden de geçti Susan Boyle. Zaten şarkıyı söylediği sırada bile jüri üyelerinin gözleri dolu doluydu. Gerçekten mükemmel bir şekilde seslendirdi. Sizlerin de izlemenizi tavsiye ederim. İnternette bulunan videolar tamamıyla İngilizce ama eğer ingilizce bilmiyorsanız da izleyin. Çünkü konuşmalar, jest ve mimikler oldukça belirgin ve herkesin anlayabileceği türden. Buradan önünüze bir dolu seçenek çıkacak, youtube'dan izlemek isteyenler de buradan lütfen. Sevgiler.
Abraxas... 18.04.2009
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
15.3.2009 - Suyun Ticarileştirilmesine Hayır!
5.DÜNYA SU FORUMUNA KARŞIYIM!!!
Bugün önemli işlerimiz olacak siz okuyucularla birlikte. Öncelikli göreviniz: Su platformu sitesine giriyorsunuz, oradaki yazıları doğru dürüst okuyup bilgi sahibi oluyorsunuz. Hatta ve hatta anneniz, babanız, kardeşiniz, teyzeniz, halanız, arkadaşlarınız falan filan hepsine de okutuyorsunuz. Neden? Çünkü günümüzün en önemli konusu, aynı zamanda da sorunu: Su. Su hakkında ve suyun ticarileştirilmesi hakkında bildiklerinizi gözden geçirmek, bilmediklerinizi öğrenmek için okumanız, okumamız, okutmamız şart. Bu sadece benim sorunum değil, hepimizin sorunuysa eğer çözüm için herkesin duyarlı olması gerekir. Ana sayfanın sağ üst köşesinde etkinlik takvimi yazan bir yer var, ilginizi çekerse muhakkak o kısma da göz atın. Bu büyük bir organizasyon, öyle dandirik bir link de vermedim yani buradan da organizasyonun hangi çevreler tarafından desteklendiğine bakabilirsiniz. Ben bu konuda uzman olmasam da suyun ticarileştirilmesine karşıyım ve aynı zamanda 5.si Türkiye'de düzenlenecek olan Dünya Su Forumuna da...Bu konuda insanların ciddi anlamda bilinçlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Geçtiğimiz hafta katılmış olduğum seminerlerden birinde konuyla ilgili bilgi edinme imkanım oldu ve bu önemli konuyu siz sevgili okuyucularla da paylaşmayı bir görev bildim. Üzerinde ciddi şekilde durulmalı ve her ayrıntı özenle incelenmeli diye düşünüyorum. 5. Dünya Su Forumu'nu sanki çok güzel bir şeymiş gibi güle oynaya karşılamak oldukça acı verici bence. Amaç; suyun ticarileştirilmesi... Düşünsenize marketlerden 25-35 kuruşa, cafelerden 1.5-2.5 tlye, havaalanlarından 6-7tlye aldığınız 500 ml.lik suları yakın zamanda %200 veya daha da fazla zamlanmış haliyle alacaksınız... Amaç tasarruf yapmak mı? Yazık...İnsanlar zaten kullanılabilen su kaynaklarının %10'unu tüketiyor, gerisi de sanayiye vs. gidiyor. Tasarrufu yapması gerekenler kimler? Bence cevap gayet açık... Hadi bakalım, ben ilk adımı attım. Sizlere de bu konuyu ciddi şekilde araştırmak kalıyor. Ödevlerinizi bitirince yıldızlı pekiyi vereceğim, en sevgi dolu olanlarından... Sevgiler...
Abraxas... 15.03.2009
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
6.3.2009 - Mustafa Balbay Tutuklanmış!
Sinir oldum resmen. Bir türlü yazmaya vakit bulamamıştım, fırsattan istifade oturdum yazmak için. Bilirsiniz birçok yazımda ifade etmişimdir, Mustafa Balbay hayranlığımı. Ergenekon soruşturması kapsamında ek ifadeleri alınmak üzere adliyeye götürülen Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay ile Neriman Aydın, sevk edildikleri mahkeme tarafından tutuklanmışlar. Mustafa Balbay'ın 'Anayasayı silahla değiştirmek suçlamasıyla tutuklandığı' ve Metris Cezaevi'ne gönderildiği de bilgiler arasında bulunmakta... Yıllardır Mustafa Balbay'ın yazılarını, kitaplarını ve televizyon programlarını takip eden birisi olarak Mustafa Balbay'ın böyle bir olaya maruz bırakılmasının çok üzücü ve çok düşündürücü olduğunu söylemek istiyorum. Hikmet Çetinkaya'da bu konuyla ilgili olarak bir açıklama yapmıştır: "Mustafa Balbay, 9 ay önce tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Ve tutuksuz yargılanacaktı. Henüz ortada bir iddianame yok. 9 aylık süre içinde ne değişti orasını bilmiyoruz. Bildiğim bir şey var; Mustafa Balbay bir gazeteci ve yeri yurdu var. Hergün gazetesine geliyor ve köşesini yazıyor. Ankaralı gazeteciler hem siyasi hem askeri bürokrasiye giren ve yazı yazan insanlar. Bu sekiz aylık sürede ne oldu? Yeni kanıtlara mı gidildi burasını bilmiyoruz. Mustafa Balbay'ın evinde veya çalışma odasında ne vardır? Kitapları, belgeleri, gazete kupürleri vardır. Mustafa Balbay'ın toprak altına gömdüğü ne silah vardır, ne bombası vardır. Balbay, Cumhuriyetçidir, Atatürkçüdür, özgürlükçüdür, ulusalcıdır. Bunlar suçsa bilmiyorum. Bu operasyonlarda önce bir şüpheli bulunuyor sonra kanıta gidiyor, oysa hukuk da önce kanıt bulunur sonra şüpheliyi gidilir. Bu hukuk kuralı Türkiye'de işlemiyor." Daha ne diyeyim bilmiyorum. Ben kişisel olarak zaten Ergenekon terör örgütü diye bir şey olduğuna inanmıyorum. Neler dönüyor da hiçbirimizin ruhu duymuyor vallahi... Güya mahkemenin gizliliği diye bir şey olacaktı. Her şeyin cılkı çıktı anasını satayım. Daha neler göreceğiz bilemiyorum...
Abraxas... 06.03.2009
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
20.1.2009 - OLASILIK_SIZ
Adam Fawer başyapıtı diye söze başlasak herhalde yeteri kadar açıklayıcı olur ancak ben utanmaz ve arlanmaz bir insan olduğumdan kitabı kendi çapımda yorumlayıp sizlerin de bu yorumlara katılıp katılmayacağınızı göreceğim bu yazıda ya da göreceğiz ya da onun gibi bir şeyler...
Öncelikle Adam Fawer hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum. Misal Adam Fawer kimdir? Efendim kendisi 1970 doğumlu Amerikalı bir yazar ve Pennsylvania Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu. Ayrıca Stanford Graduate School Of Business'da MBA'de yapmıştır. Sony Music, J.P.Morgan vs. gibi çeşitli şirketlerde çalışmıştır. Şimdi ise eşi Meredith ve oğulları Phineas'le New York'ta yaşamaktadır. İki adet kitap yazmıştır: - Olasılıksız - Empati Gelelim kitabımıza: Olasılıksız yaklaşık bir yıldır çok istediğim halde okumaya bir türlü fırsat bulamadığım kitaplardan birisiydi. İki gün önce kitabı elime aldım ve bırakamadım. Bunun örnekleri çok fazla yok benim için. Dolayısıyla hemen sizlerle de paylaşmak istedim düşüncelerimi. Kitabın arka kapağında "BİTİRMEK İÇİN YARINI, BAŞKASINA ANLATMAK İÇİN BİTİRMEYİ BEKLEMEYECEKSİNİZ." yazıyordu. Kitap sözünde durdu, telefonuma sarılıp aklıma gelen herkese kitabı okumalarını tavsiye ettim. Eve gelen misafirlere de aynı şekilde... Oysaki daha kitabın başlarında sayılırdım... Emin olun ilk sayfasından itibaren okuyucuyu kendine sıkı sıkıya bağlayan bir kitap ama bu durumda sizler buradan kurtulmak gibi bir çaba harcamıyorsunuz. Kitapta macera, din, felsefe, tıp, matematik ve fizik o kadar dahiyane bir şekilde biraraya getirilmiş ki, böylesine bir uyuma rastlamak pek de 'olası' değil açıkçası. Özellikle de İşletme Mezunu olan birisinden tüm bu konular hakkında bilgilerin verildiği bir kitabın çıkmış olması beni çok daha fazla şaşırttı. Zannedersem kitabı yazarken ciddi anlamda yardım aldı, kitaplardan ya da bilimadamlarından. Tamam, belki verdiği bilgiler çok sıradandı Heisenberg, Kuantum Mekaniği, Eisteine'in Rölativite Kuramı vs. gibi ama İşletme Mezunu olduğunu düşündüğümüz birini aşacak bilgiler bence. Bu kafamda bir soru işareti oluşmasına sebep olduysa da kitabın güzelliği karşısında çok da sönük bir ayrıntı olarak kalmış durumda. Ayrıca kitapta sözü geçen Laplace'ın Şeytanı olayına da değinmek isterim. Kafamda şimşekler çakmasına sebep olan bu iki kelimeye diferansiyel dersinde sıkça rastlıyoruz maalesef. İnsanı hayattan bezdiren bir konu olduğundan bana önümde duran diferansiyel sınavını hatırlattı. O arada sınavda Laplace'dan sorumlu olmayacağımızı öğrenmemle gözüme güzel görünmeye başladı diyebilirim. Laplace'a sevgilerimi gönderiyorum. :) Kitap 472 sayfa ve A.P.R.I.L yayınlarından çıkmış. Eğer ben o kadar uzun bir kitap okuyamam diyorsanız, iddia ediyorum okursunuz. Hatta bu konuda 'bahse' bile girebilirim. Kitapta olan olaylar ve karakterler hakkında pek yorum yapmak istemiyorum açıkçası. Okuyun ve görün demek daha doğru gibi geliyor. Zaten Olasılıksız anlatılabilecek bir kitap değil. Deyim yerindeyse 'Anlatılmaz, yaşanır.' türünden bir kitap. Kitabı okurken; zaman zaman gözleriniz dolacak, zaman zaman mideniz bulanacak, zaman zaman 'Oh be!' diye iç geçirecek, zaman zaman şaşkınlık karşısında gözlerinizi fal taşı gibi açacak ve zaman zaman nefesinizi tutup da vermemiş olduğunuzu fark edeceksiniz ve daha niceleri... Olasılıksız böyle bir kitap. Açıkçası empati'ye de bir an önce başlamak istiyorum. Herhalde 'Olasılıksız' gibi bir kitaptan sonra yayınlanmış olan kitap ondan daha kötü değildir. Bakalım, okuyup göreceğiz. Kitapla ilgili olarak 'Adam Fawer'ın kişisel sitesi'nden daha ayrıntılı bilgi alabilirsiniz, yalnız ufak bir hatırlatmada bulunayım: site İngilizce. Sevgiler.
Abraxas... 20.01.2009
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Ben Kimim,Neredeyim,Nereye Gidiyorum???
ABRAXAS'IN DÜNYASINA HOŞ GELDİN!!!
Bir girdin mi dünyama bir daha çıkış yok, tüm kapılar kapalı ardına kadar. Ama korkma ne kelepçelerim var ellerine takacağım ne de prangalarım var ayakların için. Benim bir kalbim var, orada da herkese yer var fazlasıyla, anlayacağın oldukça büyük. Ben sıkıldıkça bir şeyler karalıyorum, aslında bir şeyler yazmak için sıkılmam da gerekmiyor. Evde herkes uyurken içim içimi yiyor adeta, uyuyamıyorum. Ev halkına ayıp olmasın diye yatağıma uzansam da dayanamayıp kalkıyorum. 2
View my page on Turk Blog Yazarlari
Ücretsiz Online Ziyaretçi Sayacı
Bizim Mahalle
Visit Binnur Kaya Fan Sitesi
|